Dolar 49,5202
Euro 55,7063
Altın 6.633,21
BİST 11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 13 °C
Yağmurlu

Ördekli’de Bir Çay İçimi Sanat ve Epoksi Sergisi

17.10.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Bahri Palas makalesinde;

Bursa’nın o buram buram tarih kokan, taş duvarları arasında geçmişin fısıltılarını barındıran mekanlarını her zaman sevmişimdir. Geçtiğimiz günlerde, bir dostumla buluşup karşılıklı birer bardak çay içmek için yolum Ördekli Kültür Merkezi’ne düştü. Erken gitmiştim. Dostumu beklerken, zamanı sadece bir sandalyede oturarak tüketmek istemedim. Gözüm etrafta gezinirken, bir sergi ilişti gözüme. Işıl ışıl parlayan, içinde adeta başka dünyaları barındıran objeler, saatler, sehpalar…

Adımlarım beni gayri ihtiyari o tarafa çekti. İşte o an, emekliliğini bir “bitiş” değil, yepyeni bir “başlangıç” olarak gören, o eserlerin yaratıcısı Sn. İbrahim Çetinkaya ile tanıştım.

“Bir bardak çay içimi vaktiniz var mı?” diye sordum. O kadar içten, o kadar mütevazı bir şekilde kabul etti ki, saniyeler içinde kameralarımızı açıp, sanatın, emeğin ve hayatın demlendiği o güzel sohbete dalıverdik.

Otomotivden Sanata Uzanan Bir Yolculuk

İbrahim Bey aslen Bilecikli. Çeyrek asır önce Bursa’ya yerleşmiş ve tam 20 yıl boyunca bir otomotiv firmasında planlama yöneticiliği yapmış. Yani yıllarca rakamlar, planlar, hedefler ve kriz yönetimleri arasında, o sert ve rasyonel dünyada koşturmuş durmuş. Ta ki geçen sene emekli olana kadar…

Peki, bu sanat sevdası nasıl başlamış? Emekli olmadan önce, internette tesadüfen epoksi sanatıyla ilgili videolar izlemeye başlamış. O şeffaf sıvının içine hapsedilen güzellikler ruhunda bir tel titretiş. “Kendim de yapmayı çok istedim” diyor gözleri parlayarak. Evinin altındaki küçük alanda ufak tefek denemelerle yola çıkmış. Önce anahtarlıklar, kolyeler yapmış. Çevresinden ve özellikle oğlundan aldığı olumlu tepkiler onu cesaretlendirmiş. Sonra duvar saatleri, sehpalar derken, bugün karşımda duran o muazzam sergi ortaya çıkmış.

Sergiyi gezerken bir eser dikkatimi çekiyor. İçinde gerçek çiçeklerin olduğu, sanki zamanın o an durduğu uzun soluklu bir çalışma… İbrahim Bey’e, “Bunu yaparken ne hissettiniz, ne düşündünüz?” diye soruyorum.

Verdiği cevap, aslında sanatın ta kendisi: “Bu işi yaparken müziğimi açıyorum ve sadece odaklanıyorum. O günkü ruh halime göre ne varsa, ortaya o çıkıyor.”

Epoksi dediğimiz şey aslında A ve B olarak adlandırılan iki kimyasalın birleşip tepkimeye girmesiyle oluşan, sonrasında kürleşip (sertleşip) cam gibi bir yapı alan bir malzeme. Ama İbrahim Bey’in elinde o kimyasallar birer duygu tüpüne dönüşüyor. Boyalar karışıyor, ahşaplar işin içine giriyor ve ortaya eşsiz eserler çıkıyor.

Örneğin, ceviz ağacından yaptığı bir saat var. “Cevizin alt tonu insana huzur veriyor” diyor. Diğer tarafta anime kültürüne olan merakını eserlerine yansıtmış. Çin’den getirttiği 3D figürleri epoksinin içine öylesine ustaca yerleştirmiş ki, Star Wars’taki Tatooine gezegenini andıran o gece lambası tek kelimeyle harikulade olmuş.

Sergide beni en çok etkileyen detaylardan biri, bir anıyı ölümsüzleştirme çabasıydı. Vefat eden bir hanımefendinin hayattayken ördüğü son el işi parçalarını getirmişler İbrahim Bey’e. O da bu sekiz parçayı epoksinin içine hapsetmiş. Düşünebiliyor musunuz? Artık o el emeği, yıllar boyu ne solacak, ne eskiyecek. Tıpkı kendi evinin önündeki sarmaşıktan topladığı yaprakları bir saatin içine hapsetmesi gibi…

İşte tam bu noktada, İbrahim Bey’in eserlerine bakarken içimden taşan o düşünceleri paylaşmadan edemedim sohbette. Akşamları televizyon karşısına geçip şiddet, ihanet ve entrika dolu, insanı manen değersizleştiren o saçma sapan dizileri izlemek yerine; ne bileyim, kahve köşelerinde taş dizerek, fayanslara vurarak zaman öldürmek yerine, keşke hepimiz böyle güzellikler üretebilsek.

Zaman dediğimiz şey, bize verilmiş en kısıtlı ve geri dönüşü olmayan bir hediye. Doğduğumuz andan itibaren hızla sona doğru koşuyoruz. Bu kısacık molada, insanlığa, kendimize, ruhumuza görsel ve estetik değerler katmak varken, vaktimizi neden israf ederiz ki? (Kahve müdavimleri bana kızmasın ama hakikat bu!)

İbrahim Bey, sadece evinin rızkını kazanıp emekli olmuş bir adam değil. O, içindeki o üretme arzusunu medeni bir cesaretle dışa vurmuş, özgüveniyle bu sergiyi açmış gerçek bir değer. O an sergiyi gezen sanatsever Nurcan Hanım’ın da dediği gibi, kurumuş gül yapraklarının, cipso çiçeklerinin o saatlerin içinde aldığı hal, gerçekten kelimelerle tarif edilemez.

Yeşil tişörtünden de anladığım kadarıyla sıkı bir Bursasporlu kendisi. Zaten yaptığı ilk saat de yeşil-beyaz bir Bursaspor saati olmuş. “Bugün yapsam belki daha farklı, daha canlı yapardım ama ilk göz ağrım” diyor gülümseyerek.

Gelecekte neler yapacağını soruyorum. Zihni hiç durmuyor belli ki. Özel tasarım bıçak sapları dökme fikri var. Dahası, mutfak tezgahlarının arkasına o klasik fayanslar yerine komple epoksiden cam gibi tasarımlar yapmayı düşünüyor. Sadece, aleve maruz kaldığında sorun yaratmayacak, Türkiye’de pek bulunmayan ısıya dayanıklı özel bir epoksi arayışında şu sıralar. Bence çok vizyoner ve geleceği olan bir fikir.

Gözüm bir ara kenarda duran ufak anahtarlıklara ilişiyor. Fiyatını soruyorum, “25 Lira” diyor. İnanamıyorum. Günümüzde bir bardak çayın parası bile değil. “Neden bu kadar ucuz?” diye sorduğumda ise o güzel insan yüreğiyle cevap veriyor: “Elimde çok birikti. Evde duracağına insanların elinde olsun, hem de onları mutlu etsin istedim.”

Dostumun gelmesiyle o tatlı çay molası ve çekimimiz sona erdi. Ama damağımda sadece çayın değil, sanatın, samimiyetin ve üretken bir ruhun o güzel tadı kaldı.

Elinize, emeğinize, o güzel ruhunuza sağlık İbrahim Usta. İyi ki Ördekli’ye o gün erken gitmişim ve iyi ki sizinle, zamanı dondurduğunuz o güzel eserlerinizin arasında tanışmışım.

Hayat, tam da böyle güzel tesadüflerle ve üretilen değerlerle anlam buluyor.

YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yüz Ağdası
Yeni Slow Radyo