Dolar 48,7713
Euro 56,0537
Altın 6.865,89
BİST 13.284,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27 °C
Az Bulutlu

HASTANEDE PAZAR

20.09.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

” Bugün Pazar,
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar” diyen Nazım’ın bu şiirini bilmeyen, anımsamayan yoktur sanırım. Büyük usta , hapishanedeki pazar gününü anlatmış. Ben de hastanedeki Pazar’ı anlatacağım sizlere.

Pazar geldi.
Günlük yaşamda pazarın bir ayrıcalığı vardır. İnsan biraz geç kalkar. Kahvaltı uzar. Gazete daha ağır okunur. Çay biraz daha fazla demlenir. “Bugün pazar, acele etmeyelim,” denir.

Hastanede ise pazarın adı var, kendisi yok.Takvimde bugün Pazar yazıyor ama hastanenin bundan haberi yok.

Saat 06.00…
Kahvaltı kapıda.
Pazar sabahı evde insan yatağıyla biraz daha barışık olmak ister. Burada ise yatağın sizinle ilgili başka planları var. Henüz gözünüzü tam açmadan kahvaltı geliyor.

07.30…
Tansiyon ölçümü.
Demek ki pazar günü tansiyon da tatil yapmıyor.

Saat 10.00…
EKG, kan alma…
İnsan ister istemez düşünüyor:
“Acaba hafta sonu olduğunu sağlık görevlilerine söyleyen olmadı mı?”

11.30…
Serum, sulandırıcı iğne, antibiyotik…
Hastanede pazarın programı da oldukça zengin! Üstelik bütün bunlar öylesine düzenli yapılıyor ki insan kendisini bir hastanede değil, iyi organize edilmiş bir fabrikanın vardiyasında hissediyor.
Burada saat şaşmıyor.
İlaç şaşmıyor.
Serum şaşmıyor.
Tansiyon şaşmıyor.
Bir tek hasta şaşıyor!

Öğle saatlerinde ziyaretçiler geliyor. Pazar gününün hastaneye en çok benzeyen tarafı belki de bu. Yakınlarınız gelir, geçmiş olsun der, birkaç dakika sohbet edilir. Sonra onlar kendi pazarlarına dönerler.
Siz yine hastanede kalırsınız.
Onlar dışarıda pazarın tadını çıkarırken siz odanızda pazarı seyredersiniz. Gerçi hastanede seyredilecek fazla bir şey de yok. Duvarlar, yataklar, serum askıları, koridorda gelip giden görevliler… Bir de pencere varsa dışarıdaki yaşam..

Asıl ilginç olan da o. Dışarıda yaşam tüm hızıyla sürüyor:
Arabalar geçiyor.
İnsanlar yürüyor.
Çocuklar oynuyor.
Birileri kahvaltıya gidiyor, birileri gezmeye…
Ben ise içeride, “Bugün pazar mıydı?” diye takvime bakıyorum.

Evet, pazar.
Ama hastanede günlerin adı değişiyor, kendisi değişmiyor.
Pazartesi de böyle.
Salı da.
Çarşamba da…
Hatta cumartesi ile pazar arasında bile ciddi bir fark yok.

Hastanede hafta sonu kavramı biraz farklı:
Hafta var, son yok!
Yine de pazarın küçük bir güzelliği var. Koridorlar biraz daha sakin.Telefonlar biraz daha çok çalıyor. Ziyaretçiler biraz daha fazla.
Ve insan, hastanede bile olsa, dışarıdaki yaşamı biraz daha fazla özlüyor.
Belki de pazarın asıl anlamı bu:
Nerede olursanız olun, dışarıda yaşamın devam ettiğini size anımsatmak…

Ben de bugün pazarın hastanedeki durumunu böyle izliyorum.
Kahvaltımı yaptım.
Tansiyonumu ölçtürdüm.
EKG’mi çektirdim.
Kanımı verdim.
Serumumu aldım.
İğnemi oldum.
Antibiyotiğimi de ihmal etmedim.
Şimdi sıra beklemekte.

Neyi beklediğimi ben de bilmiyorum.
Belki doktoru…
Belki taburculuğu…
Belki yarını…
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Hastanede pazar da diğer günler gibi yaşanıyor.
Sadece takvim bize bugün pazar olduğunu anımsatıyor.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo