Dolar 49,6918
Euro 55,7233
Altın 6.384,76
BİST 11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 25 °C
Az Bulutlu

Arafta Kalmak

24.10.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Nihal Cevher makalesinde;

Günümüz kadın-erkek ilişkilerinde belki de en çok karşılaştığımız ancak adını koymakta zorlandığımız durum.

Ne tamamen biten ne de tam anlamıyla başlayan “araf” halleridir. İnsan zihni yapısı gereği netliğe ihtiyaç duyar. Bir şeyin tam olarak var olduğunu bilmek kadar, tamamen yok olduğunu bilmek de kişiye bir hareket alanı sağlar. Ancak en yorucu olan, “oluyormuş gibi yapıp hiçbir şey olmama” halidir.

“Hayatının neresinde olmamı istiyorsun?” sorusu, sadece karşı tarafa yöneltilmiş bir beklenti değill,kişinin kendi zamanına, duygusuna ve emeğine sahip çıkma çabasıdır.

Bir ilişkinin içinde yer almak ile birinin kapsama alanında bulunmak aynı şey değildir. Günümüz ilişki terminolojisinde sıklıkla karşılaştığımız durumlar (örneğin yedekte tutma, karar verememe ya da yalnız kalma korkusu) taraflardan birinin sürekli bekleme modunda kalmasına yol açar.

Karşı taraf size bir miktar ilgi sunar, ancak geleceğe ya da ilişkinin tanımına dair sorumluluk almaktan kaçınır.

Bir nevi kapıyı tam kapatmaz ama içeri girmenize de izin vermez.

Bu durum, taraflardan birine “belki zamanla düzelir” umudunu aşılarken, diğer tarafa konfor alanı yaratır.

Bu sürünceme hali, sürekli tetikte duran bir zihin yaratarak kişide değersizlik ve huzursuzluk hissi uyandırır.

İnsan psikolojisi belirsizliği bir tehdit olarak algılar. Kesin bir “hayır”, acı verici de olsa yas sürecini başlatır ve iyileşmeye giden yolu açar. Ancak ucu açık bırakılmış vaatler, yarım kalmış konuşmalar ve ne olduğu belli olmayan yakınlıklar kişiyi zihinsel bir hapishaneye tıkar.

“Ya olsun ya olmasın, ama oluyormuş gibi olmasın.”
Bu cümle aslında bir öfke patlaması değil, özsaygının ve sınır çekme ihtiyacının en net dışa vurumudur. İnsan kendini adadığı, emeğini ve duygusunu koyduğu bir ilişkide net bir karşılık görmek ister.

“Hayatımın Neresinde Olmak İstiyorsun?”
Bu diyalog tek taraflı bir talep değildir. Karşı taraftan netlik isterken, kişinin kendi duruşunu da sorgulaması gerekir.

Birinin hayatında başrolde miyiz, yoksa sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir figüran mı?

Karşı taraf belirsizlik sunuyorsa, buna izin veren bizim kendi sınırlarımızı çizemeyişimiz olabilir mi?

İlişkilerde dürüstlük sadece yalan söylememek değildir.Hissetmediğin bir yakınlığı hissettirmemek, vaat edemeyeceğin bir geleceğin umudunu vermemektir.

Gerçek bir yakınlık, belirsizliğin getirdiği kaygıyı değil, güvenin getirdiği huzuru taşır. Bir insanı sevmek, ona hayatında net bir yer açmak demektir.

Bizi yoran şey yokluk değil, varmış gibi yapıp asla dokunamadığımız duygusal hayaletlerdir. Bu yüzden bazen en sağlıklı adım, ucu açık soruların peşinden koşmayı bırakıp, netliği olmayan her hikayeye kendi sonumuzu yazmaktır.

Ya tam bir kabul, ya tam bir veda…
Çünkü ortası, sadece zaman kaybıdır.

Sevgiyle…

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yüz Ağdası
Yeni Slow Radyo