“Köylünün Ahırını, Evini ve Emeğini Yıkmayın; Belirsizliği Bitirin”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Türkiye’nin birçok kırsal bölgesinde yıllardır devam eden imar kaynaklı mağduriyetlerin artık sosyal bir krize dönüştüğünü belirterek, özellikle Akbük, Kahramanmaraş’ın Önsen ve Kurtlar mahallelerinde yaşanan yıkım kararları, para cezaları ile elektrik ve su kesintisi uygulamalarına sert tepki gösterdi.
Kırsalda yaşayan vatandaşların yalnızca evlerini değil, yılların emeğini ve yaşam güvencelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakıldığını ifade eden Hacıoğlu, devlet ile vatandaşın karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini söyledi.
“Yıllarca Göz Yumuldu, Şimdi Bütün Fatura Köylüye Kesiliyor”
Yıllar boyunca kamu kurumlarının bilgisi ve denetimi dahilinde kullanılan yapıların bugün bir anda kaçak ilan edilerek ağır yaptırımlarla karşı karşıya bırakılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Hacıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün köylünün ahırı, samanlığı, tandır fırını, deposu, hatta başını soktuğu evi nedeniyle para cezaları kesiliyor. Kahramanmaraş’ın Önsen ve Kurtlar bölgelerinde yıllardır elektrik bağlanan, su aboneliği yapılan, doğalgaz hizmeti götürülen evler bugün yıkım tehdidi altında bırakılıyor. Devlet yıllarca görmedi, denetlemedi, çözüm üretmedi; şimdi bütün faturayı köylüye çıkarıyor.”
“Elektriğini Bağlayan Devlet Bugün Aynı Eve Yıkım Kararı Gönderiyor”
İbrahim Hacıoğlu, birçok kırsal yerleşimde vatandaşların resmi abonelik işlemlerini tamamlayarak yıllardır yaşamlarını sürdürdüğünü hatırlatarak, bugün aynı yapılar için yıkım kararları verilmesinin hukuki güvenlik ilkesine zarar verdiğini ifade etti.

“Devletin verdiği arsa ortada. Açtığı elektrik ve su abonelikleri ortada. Tahsil ettiği vergiler ortada. Yıllarca hizmet götürdüğü yapılar bugün bir anda yok sayılıyor. Dün hukuken tanıdığı yapıyı bugün tanımıyorum demek hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz. Bu durum vatandaşta ciddi bir güven kaybına yol açmaktadır.”
“Rant Projelerinde Esneyen Kurallar, Köylünün Evine Gelince Sertleşiyor”
İmar uygulamalarında çifte standart bulunduğunu savunan Hacıoğlu, büyük ölçekli projelerde farklı uygulamalar yapılırken kırsalda yaşayan vatandaşlara karşı daha sert bir yaklaşım sergilendiğini öne sürdü.
“Dağları, ovaları, kıyıları büyük projelere açarken mevzuat farklı yorumlanabiliyor. Ancak sıra köylünün yıllardır yaşadığı mütevazı evine, ahırına veya tandırına gelince hukuk bir anda en katı haliyle uygulanıyor. Bu yaklaşım toplum vicdanında kabul görmemektedir.”
“Elektrik ve Su Kesintileri İnsan Hakları Sorunudur”
Bazı bölgelerde vatandaşların elektrik ve su hizmetlerinin kesilmesi yönünde girişimlerde bulunulmasına da tepki gösteren Hacıoğlu, temel yaşam hizmetlerinin kesilmesinin aileleri ciddi mağduriyet içine sürüklediğini söyledi.
“Elektriğin ve suyun kesilmesi yalnızca idari bir işlem değildir; doğrudan insanların yaşam hakkını etkileyen bir konudur. Çocukların, yaşlıların ve kırsalda yaşayan ailelerin temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılması kabul edilemez. Vatandaş cezalandırılarak değil, çözüm üretilerek kazanılır.”
“Akbük’te Cezalar Durdurulmalı, Önsen ve Kurtlar’da Yıkımlar Askıya Alınmalı”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak yetkililere çağrıda bulunan Hacıoğlu, devam eden idari işlemlerin yeniden değerlendirilmesini istedi.
“Akbük’te uygulanan para cezaları derhal durdurulmalıdır. Kahramanmaraş’ın Önsen ve Kurtlar mahallelerinde alınan yıkım kararları askıya alınmalıdır. Öncelikle vatandaşın mağduriyeti giderilmeli, ardından kalıcı çözümler üretilmelidir.”
“Sorun Sadece Hobi Bahçeleri Değil”
Kamuoyunda zaman zaman tartışmaların yalnızca hobi bahçeleri üzerinden yürütüldüğünü belirten Hacıoğlu, asıl sorunun milyonlarca yapının hukuki statüsüne ilişkin olduğunu söyledi.
“Bugün mesele sadece hobi bahçeleri değildir. Türkiye’nin dört bir yanında kırsalda bulunan milyonlarca yapı hukuki belirsizlik içinde yaşamaktadır. Köy evleri, aile konutları, tarımsal üretim yapıları ve kırsal yerleşimler kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç duymaktadır.”
“Tarım Korunsun Ama Vatandaş da Korunsun”
Tarım arazilerinin korunmasının herkes için ortak bir sorumluluk olduğunu belirten Hacıoğlu, bunun vatandaşın barınma hakkıyla dengeli biçimde ele alınması gerektiğini ifade etti.
“Tarım alanlarını elbette koruyalım. Verimli araziler gelecek nesillere aktarılsın. Ancak bunu yaparken kırsalda yaşayan insanların barınma hakkı, mülkiyet hakkı ve yaşam gerçekleri de göz ardı edilmemelidir. Tarımı koruyan ama vatandaşını da koruyan dengeli politikalar mümkündür.”
“Deprem Gerçeği Ortadayken Öncelik Güvenlik Olmalıdır”
Türkiye’nin deprem kuşağında bulunduğunu hatırlatan Hacıoğlu, önceliğin yıkım değil yapıların güvenlik açısından incelenmesi olması gerektiğini söyledi.
“Bugün asıl öncelik yapıların güvenli olup olmadığının tespit edilmesidir. Riskli yapılar bilimsel yöntemlerle belirlenmeli, güvenli dönüşüm teşvik edilmelidir. Vatandaşın yıllardır yaşadığı evleri bir gecede yıkmaya çalışmak çözüm değildir.”
“Kırsal Yerleşimler Belirsizlikten Kurtarılmalıdır”
Köylerde yaşayan vatandaşların yıllardır hukuki belirsizlik nedeniyle gelecek planı yapamadığını ifade eden Hacıoğlu, kapsamlı bir yasal düzenleme çağrısında bulundu.
“Kırsalda yaşayan vatandaşlarımızın tek isteği belirsizliğin sona ermesidir. Köy evleri, kırsal yerleşimler ve ailelerin yaşam alanları hukuki güvence altına alınmalıdır. Bir ömür çalışarak yaptığı evi bugün kaybetme korkusuyla yaşayan insanların sesi mutlaka duyulmalıdır.”
“Yıkan Değil Çözen Devlet Anlayışı Bekliyoruz”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, açıklamasının sonunda merkezi idareye ve ilgili kurumlara çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“Vatandaş ile devlet karşı karşıya gelmemelidir. Yılların emeği, birikimi ve hayalleri bir kalemde silinmemelidir. İhtiyacımız olan şey; yıkım kararları, para cezaları ve hizmet kesintileri değil, kayıt altına alan, çözüm üreten ve mağduriyetleri gideren kalıcı yasal düzenlemelerdir. Mesele yalnızca imar meselesi değildir; sosyal, ekonomik ve insani bir meseledir. Milyonlarca insanın barınma hakkını ilgilendiren bu sorun artık ertelenmemeli, adil ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulmalıdır.”
