BİR İNSANIN İKİNCİ YÜZÜNÜ GÖRMEK…
Bazen insanı kaybetmek değil, onu aslında hiç tanımadığını anlamak yıkar.
Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız
Hayatta bazı insanlar vardır; onları kalbimizin en güzel yerine koyar, varlıklarını bir armağan, sevgilerini bir şans, yanımızda oluşlarını ise hayatın bize sunduğu en kıymetli güzelliklerden biri sayarız. Onlara yalnızca inanmayız, kendimizi de emanet ederiz. Sırlarımıza ortak eder, yaralarımızı gösterir, en savunmasız hâlimizle yanlarında dururuz.
Çünkü insan, sevdiği birinin kendisini incitebileceğini düşünmek istemez. Kendi yüreğinde taşıdığı temizliği karşısındakinde de arar. Söylenen sözlerin ardında samimiyet, bakışların içinde dürüstlük, davranışların özünde iyilik görmek ister.
Belki de insanın en büyük yanılgısı tam burada başlar: Karşımızdakini olduğu gibi görmek yerine, kalbimizin inanmak istediği insan hâline getiririz.
Kırıldığımızda bir sebep bulur, hayal kırıklığı yaşadığımızda bir mazeret üretir, içimize sinmeyen davranışların üzerini sevgimizle örteriz. Bazen apaçık gördüğümüz gerçekleri bile kaybetmekten korktuğumuz için kendimize itiraf edemeyiz.
Ta ki bir gün, bütün mazeretler tükenene kadar…
Ve o gün gelir. Hiç beklemediğimiz bir anda, hiç tanımadığımız bir yüzle karşılaşırız.
Bize sevgisini gösteren, yanımızda olduğunu söyleyen, en özel sırlarımızı emanet ettiğimiz insanın bambaşka biri olduğunu görürüz.
İşte insanı asıl yıkan budur.
Çünkü o an yalnızca bir insana duyduğumuz güven yıkılmaz. Onunla kurduğumuz hayaller, inandığımız sözler, birlikte yaşayacağımıza inandığımız güzel günler de birer birer dağılır.
Bazen bir insanın gerçek yüzünü görmek, geçmişte yaşadığımız güzel anıları bile sorgulatır.
Acaba o gülüş gerçek miydi?
Bana sarılırken gerçekten içten miydi?
En zor günümde beni dinlerken kalbi de benimle miydi?
Yoksa ben, kendi kalbimin güzelliğini onun davranışlarında mı aradım?
İnsanın içine en ağır yükü bırakan sorular bunlardır. Çünkü bazı cevaplar yalnızca bir insanı değil, geçmişe dair bütün inancımızı değiştirir.
BAZI HAYAL KIRIKLIKLARI GÖZYAŞIYLA DEĞİL, SESSİZLİKLE YAŞANIR
İnsan her zaman ağlayarak acı çekmez. Her zaman bağırarak, hesap sorarak, kendini anlatarak da yıkılmaz.
Bazen yalnızca susar.
Eskisi gibi anlatmaz kendini. İçinden geçenleri paylaşmaz. Bir zamanlar sesini duymak için sabırsızlandığı insanın aramasını beklemez. Telefonun ekranında onun adını gördüğünde kalbi eskisi gibi çarpmaz.
Bir zamanlar birkaç güzel sözüyle bütün gününü güzelleştiren insan, artık içinde hiçbir şey kıpırdatmaz.
Ve insan, bir zamanlar kendisine bu kadar yakın hissettiği birine nasıl bu kadar yabancılaşabildiğine şaşırır.
Oysa belki de değişen kendisi değildir. Belki de yalnızca, uzun zamandır görmek istemediği gerçeği sonunda görmüştür.
Çünkü bazı kırgınlıklar bir anda oluşmaz. Birikir… Bir sözde, bir davranışta, tutulmayan bir vaatte, ihtiyaç duyduğumuz anda yanımızda olmayan bir insanın yokluğunda büyür.
Her defasında içimize atarız. Her defasında anlamaya çalışırız. Her defasında bir kez daha inanmak için kendimize nedenler buluruz.
Sonra bir gün, küçücük görünen bir olay bütün birikmiş acıları gün yüzüne çıkarır.
İşte o zaman anlarız: Bizi susturan tek bir olay değil, uzun zamandır içimizde biriken bütün hayal kırıklıklarıdır.
Bazen sessizlik, söylenecek söz kalmadığından değil, söylenen hiçbir sözün artık bir şeyi değiştirmeyeceğini anlamaktan doğar.
SEVGİ SANDIĞIMIZ HER ŞEY GERÇEKTEN SEVGİ MİDİR?
Sevgi, yalnızca güzel sözler söylemek değildir. İyi günlerde yanında olmak, yüzüne gülmek, seni özlediğini dile getirmek de tek başına sevgi değildir.
Gerçek sevgi, sen yokken de sana saygı duyabilmektir. Arkandan konuşurken de yüzüne baktığındaki dürüstlüğü koruyabilmektir. Sana emanet edilen sırları kendi çıkarına kullanmamaktır. Bir insanın iyi niyetini zayıflık sanmamaktır.
Gerçek sevgi, karşındaki insanın kalbini sana açtığında, o kalbin savunmasızlığını kendi lehine kullanmamayı bilmektir.
Çünkü insan en çok güvendiği yerde korunmasız kalır. Herkese anlatamadıklarını sevdiği insana anlatır. Başkalarından sakladığı korkularını, yaralarını ve umutlarını onunla paylaşır.
Bir gün bütün bunların kıymetinin bilinmediğini gördüğünde ise içinde bir şey kırılır.
Kırılan yalnızca güven değildir. Yeniden inanma cesareti, birine gönül rahatlığıyla yaklaşabilme isteği, kendini korkmadan ifade edebilme özgürlüğü de yara alır.
İnsanın bir başkasının gerçek yüzünü görmesi bazen bir dakika sürer. Fakat o bir dakikanın kalpte bıraktığı izleri silmek, yıllar alabilir.
Ve belki de en ağır soru şudur:
“Ben bu insanı nasıl tanıyamadım?”
Belki de tanımak için elimizden geleni yaptık. Belki de gördüğümüz işaretleri sevgimizle örtmeye çalıştık. Belki de gerçeği fark ettik ama kaybetmekten korktuğumuz için kendimizi inandırmamayı seçtik.
İnsan sevdiğinde kusurları görmezden gelebilir. Kırıldığı hâlde affedebilir. Üzüldüğü hâlde bir açıklama bekleyebilir. Kendisine yapılanları anlamlandırabilmek için karşısındakine defalarca fırsat verebilir.
Ama kalbin de bir sınırı vardır.
Bir noktadan sonra insan, sürekli anlayan taraf olmaktan, her kırgınlığını içine atmaktan, her hayal kırıklığından sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışmaktan yorulur.
Ve bir gün, en çok sevdiği insana karşı bile içinde bir mesafe oluştuğunu fark eder.
Bu mesafe her zaman nefret değildir.
Bazen yalnızca tükenen umuttur.
Artık eskisi gibi inanamayacağını bilmektir. Güzel sözlerin eskisi kadar anlam taşımadığını hissetmektir. Çünkü bazı gerçekler öğrenildiğinde, insan aynı yere baksa da artık aynı şeyi göremez.
HERKESİ KALBİMİZİN MERKEZİNE KOYMAMALIYIZ
Hayat bize zamanla çok önemli bir şey öğretir: Bir insana değer vermek güzeldir ama kendi değerimizi o insanın bize nasıl davrandığına bağlamak, kendimize yapabileceğimiz en büyük haksızlıklardan biridir.
Birini sevmek, kendimizi unutmak değildir.
Birine güvenmek, gözlerimizi gerçeğe kapatmak değildir.
Birini hayatımızın merkezine koymak, kendi hayatımızdan vazgeçmek hiç değildir.
İnsanlar değişebilir. Maskeler düşebilir. Sözler unutulabilir. Dün yanımızda duran biri, bugün hiç tanımadığımız bir yabancıya dönüşebilir.
Bütün bunları öğrenmek bizi sevgisiz yapmamalı. Yalnızca daha bilinçli, daha dikkatli ve kendimize karşı daha merhametli kılmalı.
Kalbimizi kapatmadan yaşamayı öğrenmeliyiz. Ama herkese de sınırsızca açmamalıyız.
Çünkü herkes bizim verdiğimiz değeri veremeyebilir. Herkes bizim taşıdığımız sevgiyi taşıyamayabilir. Herkes bizim kadar dürüst, içten ve vefalı olmayabilir.
Bu, bizim sevgimizin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Belki de yalnızca sevgimizi yanlış yerde büyütmüşüzdür.
Bazen insanın yapması gereken, kendisini yeterince sevmediği için suçlamak değil; sevgisini hak ettiği gibi karşılayamayan bir yerde neden bu kadar uzun süre kaldığını anlamaktır.
Çünkü insanın değeri, bir başkasının onu ne kadar sevdiğiyle ölçülmez.
Birinin sizi görmemesi, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez. Birinin güveninizi kırması, sizin güvenilmez olduğunuzu göstermez. Birinin sevgiyi taşıyamaması, sizin sevmeyi yanlış yaptığınız anlamına gelmez.
BAZEN GİTMEK, İNSANIN KENDİNE DÖNÜŞÜDÜR
Bir zamanlar hayatımızın merkezine koyduğumuz bir insanı, gün gelir hayatımızın dışına çıkarmak zorunda kalabiliriz.
Bu kolay değildir.
Çünkü ondan yalnızca kendisini değil, onunla kurduğumuz hayalleri de geride bırakırız. Birlikte güldüğümüz anıları, inandığımız sözleri, geleceğe dair beklentilerimizi ve belki de onunla yaşlanabileceğimize ilişkin sessiz umutlarımızı da uğurlarız.
Bazen bir insanı hayatımızdan çıkarmak, bir kapıyı kapatmaktan çok daha fazlasıdır. Bir zamanlar kendimiz için hayal ettiğimiz hayatın da yasını tutarız.
Ama bazen gitmek, sevgisizlikten değil, insanın kendisine duyduğu saygıdan doğar.
Bazen susmak, söyleyecek sözümüz kalmadığından değil, aynı acıyı tekrar tekrar yaşamamak içindir.
Bazen de bir insanı affetsek bile ona eskisi gibi yaklaşamayız. Çünkü affetmek başka, yeniden güvenmek başkadır.
İnsan affedebilir; ancak yaşadığı her şeyi unutamayabilir. Kalbindeki öfkeyi geride bırakabilir ama bir zamanlar hissettiği güveni aynı biçimde yeniden kuramayabilir.
Ve bazı kapılar öfkeyle değil, sessizce kapanır.
Ardından hesap sorma isteği de azalır, kendini anlatma çabası da… Geriye yalnızca bir zamanlar çok değer verdiğin insanın, zihnindeki hâliyle gerçekte gördüğün insanın artık aynı olmadığını bilmenin hüznü kalır.
Belki de en büyük yıkım, sevdiğimiz insanın kusurlarını öğrenmek değil; onun iyi biri olduğuna inanarak kendimizden ne kadar çok şey verdiğimizi fark etmektir.
İşte insan o gün biraz daha büyür.
Herkese aynı ölçüde güvenmemeyi, her güzel söze hemen inanmamayı, sevgisi karşılık bulmayan bir yerde kendisini tüketmemeyi öğrenir.
Fakat bütün bunlar kalbimizdeki sevgiyi öldürmemeli.
Çünkü birilerinin sevgiyi yanlış yaşaması, bizim sevmeyi yanlış yaptığımız anlamına gelmez. Birilerinin güvenimizi kırması, bizim güvenilir olmaktan vazgeçmemizi gerektirmez.
Yalnızca bundan sonra kimin kalbimize ne kadar yaklaşacağına daha dikkatli karar vermemiz gerekir.
Çünkü bizim kalbimiz, başkasının maskesini saklayacağı bir yer değildir.
İNSAN EN SON KENDİNE DÖNER
Bazen hayatımızdan çıkan herkes bir kayıp değildir. Bazıları, geç de olsa fark ettiğimiz gerçeklerdir.
Bazı ayrılıklar bizi eksiltmez; kendimize geri döndürür.
Bir zamanlar uğruna kendimizi ihmal ettiğimiz insanın ardından yürümeyi bıraktığımızda, belki de yıllardır görmezden geldiğimiz kendi ihtiyaçlarımızı fark ederiz. Başkasının mutluluğu için susturduğumuz sesimizi yeniden duyar, ertelediğimiz hayallerimizi hatırlarız.
Ve anlarız ki insan, bir başkasını kaybettiğinde değil, kendisini kaybetmeyi bıraktığında yeniden ayağa kalkmaya başlar.
Hayatımızdan çıkan herkese öfke duymak zorunda değiliz. Herkesten hesap sormak, herkese kendimizi anlatmak, herkesin bizi anlamasını beklemek zorunda da değiliz.
Bazen yaşananları kabul etmek, kendimize verebileceğimiz en büyük huzurdur.
Bazen cevap alamadığımız soruları geride bırakmak, içimizdeki gürültüyü susturur.
Bazen de hiçbir şey söylemeden uzaklaşmak, kendimize verdiğimiz değerin en sessiz ifadesidir.
Çünkü her insan hayatımızda kalmak zorunda değildir. Her bağ sonsuza kadar sürmek zorunda değildir. Ve her ayrılık, mutlaka birinin kötü, diğerinin haklı olduğu anlamına gelmez.
Önemli olan, bir ilişkinin içinde kendimiz olmaktan vazgeçip geçmediğimizdir. Sevgi adına sürekli incinmeyi normalleştirip normalleştirmediğimizdir. Birini kaybetmemek uğruna kendimizi ne kadar geride bıraktığımızdır.
İnsan bunları anladığında, geçmişine başka gözlerle bakmaya başlar.
Belki yine üzülür. Belki bazı anıları hatırladığında içi sızlar. Belki bir zamanlar çok sevdiği insanı özlediği günler de olur.
Ama artık bir şeyi bilir:
Özlemek, geri dönmek zorunda olmak değildir.
Affetmek, her şeyi eskisi gibi kabul etmek değildir.
Sevmek, kendinden vazgeçmek değildir.
Ve bir insanı hayatından çıkarmak, ona hiç değer vermediğin anlamına gelmez.
Bazen çok değer verdiğimiz için değil, kendimize de değer vermemiz gerektiğini sonunda anladığımız için gideriz.
SON SÖZ…
Bir insanın gerçek yüzünü görmek can yakar. Hele ki o insanı kalbinizin en güzel yerine koymuşsanız, yaşadığınız hayal kırıklığının tarifi kolay değildir.
Ama gerçeği görmek, ne kadar acı olursa olsun, kendinizi kandırmaya devam etmekten daha iyidir.
Çünkü insan bazen bir başkasının kim olduğunu öğrendiği gün, kendisinin kim olduğunu da yeniden hatırlar.
Kendisine neler yaşatılmaması gerektiğini, hangi sınırları koruması gerektiğini, sevgisini kime ve ne ölçüde emanet edeceğini öğrenir.
Ve en önemlisi, başkasının davranışları yüzünden kendi kalbinden utanmamayı öğrenir.
Kalbinizin temizliğini bir başkasının yanlışlarıyla kirletmeyin. İyi niyetinizden vazgeçmeyin. Sevmekten korkmayın. Yalnızca sevginin yanında saygının, güvenin ve dürüstlüğün de bulunması gerektiğini unutmayın.
Çünkü gerçek sevgi, insanın kendisini sürekli sorguladığı, değerini kanıtlamaya çalıştığı ve kaybetme korkusuyla sustuğu bir yer olmamalıdır.
Bazen bir insanın ikinci yüzünü görmek, hayatımızın en acı gerçeğidir. Ama o gerçekle yüzleşmek, kendimize açılan yeni bir kapının da başlangıcı olabilir.
Unutmayın…
Bazı insanlar hayatımızdan çıktığında bir boşluk bırakır. Bazılarıysa kendimizi yeniden bulabileceğimiz bir alan açar.
Ve bazen insanın hayatındaki en büyük dönüşüm, bir başkasını gözünde büyütmeyi bıraktığı gün başlar.
Çünkü eninde sonunda anlamamız gereken şudur:
Sevgi, bir insanı gözümüzde büyütüp kendimizi küçültmek değil; iki insanın birbirinin kalbinde dürüstlükle, saygıyla ve güvenle yer bulabilmesidir.
