Dolar 48,9304
Euro 55,7562
Altın 6.740,80
BİST 12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 25 °C
Çok Bulutlu

Vicdanlara Dokunan Mücadele

27.09.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bazen uzun konuşmalar yapılır. Rakamlar verilir, diplomatik ifadeler kullanılır, krizler anlatılır. Fakat bazen birkaç mısra, sayfalarca metinden daha derin bir iz bırakır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler kürsüsünde konuşurken bir yerde durdu ve Sezai Karakoç’un dizelerine yer verdi.

Belki birçok kişi için bu, konuşmanın içindeki kısa bir alıntıydı.

Ama Sezai Karakoç’u tanıyanlar için o an, yalnızca birkaç mısradan ibaret değildi. O kürsüde okunan, bir şairin şiirinden çok daha fazlasıydı; ömrünü fikir mücadelesine adamış bir insanın sessizce tarihe düşülen notuydu.

Ve o kürsüde şu dizeler yankılandı:

Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.

Tarih sussa, hakikat susmayacak.

Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.

Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar.

Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar.

Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.

Bu dizelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.” diyerek konuşmasını sürdürdü. Rabbim ömür verdikçe mazlumların, mağdurların ve kimsesizlerin sesi olmaya devam edeceğini ifade etti; dünyanın korku ve çatışma yerine adalet, dayanışma ve ortak iradeyle geleceği inşa etmesi gerektiğini vurguladı.

Konuşmanın ardından çıkışta bir gazeteci, “Birleşmiş Milletler ‘de Sezai Karakoç’un şiirini okudunuz ve vicdanlara dokundunuz. Bu konuda ne dersiniz?” diye sordu.

Cevabı kısa ama anlamlıydı:

“Siz söylediniz ya… Vicdanlara dokunduk.”

Aslında o cümlenin en güçlü tarafı da buydu.

Çünkü Sezai Karakoç’un şiiri gerçekten vicdanlara dokunan bir şiirdir. Onun dizeleri yalnızca kulağa hitap etmez; insanın içinde yıllardır susturduğu bir yere seslenir. Kelimeleri slogan olmaz, sızı olur. Alkış istemez, muhasebe yaptırır.

Rahmetli Sezai Karakoç, 2021 yılında 88 yaşında vefat etti. Hayatını konfor içinde değil, mücadele içinde geçirdi. Şöhret peşinde koşmadı, alkış toplamak için yazmadı. Kimi zaman yalnız kaldı, kimi zaman anlaşılmadı, kimi zaman da görmezden gelindi. Ama kalemini hiçbir zaman bırakmadı.

Şimdi düşünün…

Birisi yıllar önce çıkıp, “Günün birinde Sezai Karakoç’un dizeleri Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde okunacak.” deseydi…

Herhalde önce kendisi tebessüm ederdi.

Ardından da buna inanacak insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Çünkü bizim mahallenin biraz garip bir bahtsızlığı vardır.

Kendi insanına, kendi fikir adamına, kendi şairine hak ettiği değeri çoğu zaman yaşarken veremez. Önce görmezden gelir, sonra küçümser, ardından “Zamanı değil.” der. Yıllar geçer, dünya o ismi keşfeder; biz ise ancak o zaman dönüp yeniden bakarız.

Oysa Sezai Karakoç’un mücadelesi yalnızca şiir yazmak değildi. Diriliş düşüncesini inşa etmeye çalıştı. Medeniyet üzerine konuştu. İnanç ile estetiğin aynı cümlede buluşabileceğini gösterdi. Kelimeleri sadece edebiyatın değil, fikrin de taşıyıcısı yaptı.

Burada hem şaire hem de okuyana hakkını teslim etmek gerekir.

Ne garip bir tecellidir ki, bir zamanlar okuduğu bir şiir nedeniyle mahkûm olan, belediye başkanlığı görevinden apar topar alınan ve cezaevine konulan Recep Tayyip Erdoğan, yıllar sonra bu kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde Sezai Karakoç’un dizelerini bütün dünyaya okuyan isim oldu. Tarih bazen kelimelerle insanın kaderi arasında böylesine ince ama güçlü köprüler kuruyor.

Hem Sezai Karakoç hem de Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bizim mahallenin ömrü mücadeleyle geçmiş insanlarıdır. Hayatlarının farklı dönemlerinde bedel ödemiş, itirazlarla karşılaşmış, zaman zaman yalnız kalmış isimlerdir.

Hataları var mıdır?

Elbette vardır. Neticede ikisi de insandır. Eleştirilecek yönleri de mutlaka vardır. Ama bugün gelinen noktada peşin hükümlerden uzaklaşıp durup bir kez daha düşünmek gerekir.

Çünkü bazen tarihin bazı anları, kişilerden bağımsız olarak taşıdığı sembolik anlamla değerlendirilmeyi hak eder.

Bir ömür geçiyor…

Sonra dönüp arkaya bakıyorsunuz. Geride kalan yılların büyük kısmı mücadeleyle geçmiş. Kimi zaman yalnız kalarak, kimi zaman yanlış anlaşılmayı göze alarak, kimi zaman da bedel ödeyerek yürünmüş uzun bir yol…

Ama insanın aklına şu soru da geliyor:

O mücadele gerçekten tamamlandı mı?

Belki bazı hedeflere ulaşıldı. Bazı kapılar aralandı, bazı tabular yıkıldı, bazı hayaller gerçeğe dönüştü. Evet, başarılı olunan taraflar oldu. Fakat yine de insan, “İşte budur.” diyebileceği o tam hissi her zaman bulamıyor.

Çünkü mücadele bazen bir zaferle bitmiyor. Her kazanımın ardından yeni bir imtihan başlıyor. Belki de geriye dönüp bakınca en çok görünen şey, varılan son durak değil, o yolda verilen emeğin kendisi oluyor.

İşte tam burada yıllardır zihnimde taşıdığım bir söz geliyor aklıma:

“Çalışmak bizden, Tevfik Allah’tan.”

Belki de bütün meselenin özeti budur.

Eğilmeden, dosdoğru yürüyebilmek… Bazen alkış almadan, bazen anlaşılmadan, bazen de yalnız kalarak mücadeleye devam edebilmek…

Sonra dönüp geriye baktığında, “Ya Rabbi, elimden gelen ancak bu kadardı.” diyebilmek…

Ardından da “Tevekkel tu Al Allah.” diyerek Rab’ının rahmetine sığınabilmek.

Çünkü insanın elinde olan gayrettir; neticeyi var eden ise Allah’ın tevkifidir.

Belki de Birleşmiş Milletler kürsüsünde yankılanan o dizelerin asıl hatırlattığı hakikat budur.

Mücadele bazen insanın ömrüne sığmaz.

Bir şiir, yıllarca dar çevrelerde okunur; sonra bir gün dünyanın en büyük kürsülerinden birinde yankılanır. Bir fikir, yıllarca yalnız kalır; sonra bir gün milyonların vicdanına dokunur.

Konuşma sırasında İsrail temsilcisinin salonu terk etmesi, o günün dikkat çeken anlarından biri olarak kayda geçti. Fakat bence hafızalarda asıl kalan, bir delegasyonun salondan çıkışı değil; bir şairin yıllar önce yazdığı dizelerin dünyanın gözleri önünde yeniden hayat bulmasıydı.

Ve belki hepimize düşen pay da şudur:

Çalışmak bizden, Tevfik Allah’tan. Eğilmeden yürümek, elimizden geleni yapmak ve sonunda, “Ya Rabbi, ancak bu kadarı elimden geldi.” diyebilecek bir ömür bırakabilmek…

Çünkü vicdanlara dokunan mücadele, bazen insanın ömrünü aşar; ama hakikatin sesi, zamanı geldiğinde mutlaka yankısını bulur.

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo