Dolar 48,6575
Euro 56,1707
Altın 6.800,86
BİST 13.263,86
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 26 °C
Az Bulutlu

KESK: “Saldırı Programı OVP’ye Karşı Emeğiyle Geçinen Tüm Kesimleri Ortak Mücadeleye Çağırıyoruz”

16.09.2026
A+
A-

KESK Bursa Şubeler Platformu, Orta Vadeli Program (OVP) ile köprü ve otoyolların özelleştirme planına ilişkin basın açıklaması yaptı.

Ülke genelinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen açıklamayı, KESK Bursa Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Derviş Erdem yaptı. Erdem, OVP’nin kimler için hazırlandığını ve kimlerin hak ve çıkarlarını koruduğunu sorgulayarak, “Nimet kimlere dağıtılıyor, külfet kimlerin sırtına yükleniyor?” diye sordu.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

“Biz KESK olarak, üç yıllık dönemin ekonomik ve sosyal politikalarına yön verecek ve aynı zamanda bütçenin hazırlanmasında temel alınacak politika belgesi niteliğindeki Orta Vadeli Program için her dönem aynı soruları soruyoruz:

Bu program kimler için hazırlanıyor? Kimlerin hakkı ve çıkarı korunuyor? Nimet kimlere dağıtılıyor, külfet kimlerin sırtına yükleniyor?

TÜİK verilerine göre, yaklaşık 4 milyonu kamu emekçisi olmak üzere istihdam edilen yurttaşların sayısı 32,5 milyona ulaşıyor. Yaklaşık 10 milyon kişi ise kayıt dışı çalışmaya devam ediyor. Üstelik bu sayıya göçmenler ve sığınmacılar dahil değil. Bunun yanında 16 milyondan fazla emekli bulunuyor.

Toplumun büyük bölümünün gelir, refah ve yaşam koşullarını birkaç cümleyle özetlemek gerekirse; yalnızca enflasyon ve faiz oranlarında değil, gelir adaletsizliğinde de Avrupa ülkeleri arasında en üst sıralarda yer alıyoruz.

Kayıtlı her iki işçiden biri bugün açlık sınırının en az 10 bin TL altında kalan asgari ücretle çalışıyor. Kayıt dışı çalışan yaklaşık 10 milyon kişi ise başta sosyal güvenlik hakkı olmak üzere birçok yasal haktan mahrum bırakılıyor.

Her dört emekliden biri, yapılan küçük ek artışlarla bugün 23 bin 552 TL olan en düşük emekli aylığına mahkûm edilmiş durumda. Ortalama emekli aylığı da giderek en düşük aylık seviyesinde eşitleniyor. Her beş emekliden biri yaşamını sürdürebilmek için yeniden çalışmak zorunda kalıyor. İktidar, ülkemizi yeniden çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi haline getirerek yeni bir rekorun altına imza atmıştır.

Peki, bu ağır koşullara rağmen OVP biz emekçilere ne vaat ediyor?

Yıllardır enflasyonu düşüreceğini açıklayan iktidar, her yeni OVP’de bir önceki enflasyon hedefini “güncelleme” adı altında yükseltiyor. Bu programda da aynı yaklaşım sürdürülüyor.

Hatırlanacağı üzere önceki Orta Vadeli Program, kamu emekçilerinin toplu sözleşme sürecine denk gelmişti. Tüm itirazlarımıza rağmen 2026, 2027 ve 2028 yılları için bir kez daha, yaklaşık 20 yıldır tutturulamayan OVP enflasyon hedeflerine endeksli bir toplu sözleşme düzeni esas alındı.

Enflasyon hedeflerine baktığımızda tablo açıkça görülüyor:

Bir önceki OVP’de yüzde 16 olarak açıklanan 2026 enflasyon hedefi yüzde 28,4’e çıkarıldı. Yüzde 9 olarak açıklanan 2027 hedefi yaklaşık 2,3 kat artırılarak yüzde 21’e yükseltildi. Yüzde 8 olan 2028 hedefi ise yüzde 13,5’e çıkarıldı. Elbette yeni bir “güncelleme” yapılmaması koşuluyla…

Kısacası yıllardır aynı hikâyeyi dinliyoruz: Enflasyon düşecek deniliyor, hedefler yükseliyor.

Saldırı Programı OVP’ye Karşı Emeğiyle Geçinen Tüm Kesimleri Ortak Mücadeleye Çağırıyoruz!

OVP, bu yönüyle toplu sözleşmenin fiilen hükümsüz kaldığını da ortaya koyuyor. Çünkü ücret artışları bir kez daha gerçekleşen enflasyona göre değil, önceden açıklanan ve daha sonra sürekli değiştirilen hedeflere göre belirleniyor.

Bunun sonuçlarını son yirmi yıldır yaşıyoruz. Örneğin 2024 yılı yüzde 44,38 enflasyonla kapandı. Ancak 2025 yılı asgari ücreti yalnızca yüzde 30 artırıldı. 2025 yılı ise yüzde 30,89 enflasyonla tamamlandı ve asgari ücret artışı yüzde 27’de kaldı.

Kamu emekçilerinin maaş artışlarında da benzer bir tablo ortaya çıkıyor.

En çarpıcı örneklerden biri 2027 yılı için yapılacak artış ile mevcut enflasyon hedefi arasındaki farktır. İktidar, yeni OVP’de 2027 enflasyon hedefini yüzde 21 olarak açıkladı. Buna karşılık toplu sözleşmede 2027 yılı için belirlenen artış oranı yüzde 5 + yüzde 4. Yani iktidar, enflasyon hedefinin gerçekleşmeyeceğini ortaya koymasına rağmen toplu sözleşme hükümlerinde herhangi bir değişikliğe gitmiyor.

Yapılması gereken açıktır: Emekçilerin ek zam talebi acilen ve daha fazla ertelenmeden karşılanmalıdır.

Değerli Basın Emekçileri,

TÜİK verilerine göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30,6’ya yükselmiş durumda. Buna rağmen OVP’de, başta gençler olmak üzere güvenceli ve kadrolu istihdama ilişkin tek bir cümle dahi bulunmuyor.

Bunun yerine, “Yeni nesil çalışma modellerine ilişkin mevzuat düzenlemelerinin etkin uygulanması sağlanacak, mevzuat çalışmaları tamamlanarak güvenceli esneklik yaygınlaştırılacaktır” deniliyor.

İktidar bu ifadeyle gençlere güvencesizliği ve esnek çalışmayı, yani geleceksizliği vaat ediyor.

OVP’de “güvenceli esneklik” kavramıyla yaygınlaştırılmak istenen yeni çalışma biçimleri, aynı zamanda iktidarın “Aile On Yılı” kapsamında yürüttüğü politikalarla birlikte değerlendirilmeli. Kadınlara cinsiyete dayalı görev tanımları üzerinden bakım ve ev işleri yüklenirken, kadın emeği hane içinde görünmez hale getiriliyor. İstihdam alanında ise güvencesizlik ve geleceksizlik kıskacında çifte sömürüye mahkûm ediliyor.

Değerli Basın Emekçileri,

OVP’nin bir başka gerçeği de vergi politikalarında ortaya çıkıyor.

2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 21 olarak açıklanırken vergi gelirlerinde yüzde 36 artış hedefleniyor. 2028 yılı için enflasyon hedefi yüzde 13,5 olarak belirlenirken vergi gelirlerinde yüzde 20,4 artış öngörülüyor.

Bu vergi yükünün kimlerin sırtına yükleneceğini, 24 yıllık AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalardan biliyoruz.

Çok uzağa gitmeye gerek yok. 2025 yılında toplanan vergilerin yüzde 62,4’ü KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden oluşurken, patronlardan ve sermaye çevrelerinden alınan kurumlar vergisinin payı yalnızca yüzde 11,1’de kaldı.

Yani işçi, kamu emekçisi, emekli ve dar gelirli yurttaş daha ücretini cebine koymadan vergisini ödüyor. Ardından kalan parasıyla yaptığı her harcamada bir kez daha vergilendiriliyor. Buna karşılık siyasal iktidar, son beş yılda patronlara, büyük sermaye gruplarına ve yüksek gelir çevrelerine sağlanan istisna, muafiyet ve indirimlerle 3 trilyon liradan fazla vergiden vazgeçti.

Kısacası bu OVP’nin özeti şudur: Emekçiden al, sermayeye aktar.

Değerli Basın Emekçileri,

Milli Eğitim Bakanı, TBMM’ye sunulan bir soru önergesine yaklaşık bir ay önce verdiği yanıtta, 2025 ve 2026 yıllarında mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı öğrencilerden 9 bin 950’sinin iş kazası geçirdiğini, MESEM kapsamında iş kazası geçiren öğrencilerden 37’sinin ise hayatını kaybettiğini açıkladı.

Buna rağmen önceki OVP’de olduğu gibi bu programda da “Çalışmanın fazileti ve üretmenin toplumsal değeri, örgün eğitim sürecinin başlangıcından itibaren müfredata yansıtılacaktır…” deniliyor. Ayrıca mesleki ve teknik eğitim müfredatının özel sektörle iş birliği içinde güncelleneceği, staj ve işbaşı eğitim programlarının yaygınlaştırılması için özel sektörün katılımının artırılacağı belirtiliyor.

Böylece çocuk işçiliğinin, eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda daha da yaygınlaştırılmasının önü açılıyor.

Değerli Basın Emekçileri,

Bu OVP ile mevcut iktidarın önceliklerinin kimlerden yana olduğu, bütçeden faize ayrılan paylarla bir kez daha ortaya çıkıyor.

Öncelik emekçilere ve yoksul halka değil; faizden, ranttan ve özelleştirmelerden beslenen kesimlere veriliyor.

2022 yılında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın yüzde 2,2’si faiz harcamalarına ayrılırken bu oran her geçen yıl arttı.

Son OVP’ye göre 2027 yılında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın yüzde 3,7’sine denk gelen 4 trilyon 93 milyar TL’nin faiz ödemelerine aktarılması hedefleniyor. Bu, 2027 yılında toplanması hedeflenen her 100 TL verginin 20,3 TL’sinin faize gitmesi anlamına geliyor.

İktidarın önceliklerini gösteren bir diğer kalem ise OVP’deki özelleştirme gelirleri.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı verilerine göre, 1986 yılında başlayan özelleştirme uygulamalarının yüzde 90’ı AKP iktidarı döneminde gerçekleşti.

Halkın birikimleriyle oluşturulan KİT’ler, fabrikalar ve tesisler, “özelleştirme” adı altında birkaç yıllık kârlarına, hatta kimi zaman yalnızca arazilerinin değerine bile ulaşmayan bedellerle sermayeye aktarıldı.

Geçtiğimiz yıl iki devlet köprüsü ve sekiz otoyolun özelleştirileceğine ilişkin iddialar kamuoyunda ciddi biçimde gündeme gelmiş, iktidar ise bu iddiaları yalanlamıştı. Ancak aynı iktidar, birkaç gün önce Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile ikisi çevre yolu olmak üzere toplam sekiz otoyolun özelleştirme programına alındığını açıkladı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı bunun “satış” değil, 30 yıllığına “işletme hakkı transferi” olduğunu ve mülkiyetin devlette kalacağını savunuyor. Ancak sonuç itibarıyla kamunun işlettiği ve gelir elde ettiği bu varlıkların işletme hakkının özel sektöre devredilmesi söz konusu.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu’na göre, bakım ve diğer giderler düşüldükten sonra köprü ve otoyollardan 2025 yılında 500 milyon dolar net gelir elde edildi. Buna rağmen bu gelir getiren kamu varlıklarının özel sektöre devredilmesi gündemde.

Köprü ve otoyolların özelleştirilmesinin emekçilere ve halka daha yüksek geçiş ücretleri olarak yansıması, mevcut uygulamalara bakıldığında açıkça görülüyor.

Örneğin kamu tarafından işletilen 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinde otomobil geçiş ücreti 59 TL iken, Yap-İşlet-Devret modeliyle özel bir şirket tarafından işletilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde bu ücret yaklaşık iki katına, 110 TL’ye çıkıyor.

Yine aynı modelle özel bir şirket tarafından işletilen Osmangazi Köprüsü’nde bir otomobilin geçiş ücreti 1.170 TL.

Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından işletilen 380 kilometrelik İstanbul-Ankara Anadolu çevre yolunda otomobiller için geçiş ücreti 338 TL iken, özel şirket tarafından işletilen 330 kilometrelik Ankara-Niğde çevre yolunda bu ücret 925 TL.

Dolayısıyla çevre yolları ve köprülerin işletme hakkının devredilmesinin yurttaşlara daha yüksek maliyetler olarak yansıması riski bulunuyor.

Özelleştirme uygulamaları köprü ve çevre yollarıyla da sınırlı değil.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülen ihale kapsamındaki satışlar geçtiğimiz hafta tamamlandı. Toplam 46 ilde, 29 bin 218 hektarlık, yani yaklaşık 40 bin futbol sahası büyüklüğündeki ormanlık ve tarım alanı özel maden şirketlerine satıldı.

OVP’ye göre iktidar, 2027 yılında 183 milyar TL, 2028 yılında ise 163,5 milyar TL özelleştirme geliri elde etmeyi hedefliyor.

Yani hepimizin ortak varlıklarının, bütçe açığını kapatmak ve kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla özelleştirme yoluyla sermayeye aktarılmasının sürdürülmesi planlanıyor.

İktidar, özelleştirmeler yoluyla kamunun gelecek yıllarda elde edeceği gelirleri tek seferde kullanmak üzere elden çıkarıyor.

Değerli Basın Emekçileri,

Bir kez daha altını çiziyoruz: Bu iktidarın orta vadeli programı da uzun vadeli programı da emekçilerin hak ve çıkarlarını gözetmeyen, sermayeyi önceleyen politikalara dayanıyor.

Yıllardır emekçilerin ve çalışanların gelirleri azalırken sermayenin, patronların ve belirli çevrelerin kazançları artıyor.

Yoksullaştırma politikalarına rıza üretmemiz için dayatılan antidemokratik uygulamalara her gün yenileri ekleniyor. Ekonomik ve siyasal politikaların, emekçileri iktidara bağımlı hale getiren bir anlayış üzerine kurulduğunu görüyoruz.

KESK olarak bu yıkım bütçesini kabul etmeyeceğimizi kamuoyuna bir kez daha ilan ediyor ve emeğiyle geçinen tüm kesimleri ortak mücadeleye çağırıyoruz:

Gelin; insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için ve emek için bir bütçe, güvenceli iş ve güvenli bir gelecek için omuz omuza verelim.

Baskılara, emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine birlikte dur diyelim.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo