Dolar 48,0206
Euro 56,1267
Altın 7.107,39
BİST 14.514,82
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 31 °C
Az Bulutlu

MEMLEKETİMDEN ÇOCUK MANZARALARI

23.08.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Gülsüm Aydoğdu makalesinde;

İş çıkışı metroya doğru yürürken, kalabalığın gürültüsü arasında on bir yaşlarında bir çocuk ilişti gözüme. Kırmızı tişörtü, düşük kot pantolonu ve dudaklarının arasında tüten o lanet olası sigarayla sanki dünyaya meydan okuyordu. Her nefeste havaya savurduğu dumanla, büyüdüğünü zanneden o çocuk bir fedai gibi yürüyordu. Oysa o dumanın arkasına saklamaya çalıştığı şey, çocukluğunun acımasızca harcanışından başka bir şey değildi.
​Metro girişine geldiğimizde sigarası bitmişti. Bir an göz göze geldik; işte o an, o maskenin ardındaki masum çocuğun tekrar geri geldiğini gözlerinde gördüm. Metro kartı olmadığı için benden yardım istedi. Normalde koyu bir sigara düşmanı olan ben, bu yaşta o zehre teslim olmasının verdiği derin bir kırgınlıkla, bu yaşta sigara içtiği için ona yardım edemeyeceğimi söyleyip yoluma devam ettim. Belki de ona verilmesi gereken en dürüst ders, bu yanlışın üzerini örtmemekti.
Metro yolculuğum boyunca bu küçük fedai! aklımda takılı kaldı.
​Metrodan indikten sonra yürüyen merdivenlerden çıkarken başka bir tablo karşıladı beni. Yukarı çıkan merdivene ters yönden binmeye çalışan, hoplaya zıplaya etrafa seslenen yine aynı yaşlarda bir oğlan çocuğu…
İçimden “Yaramaz işte, başına bir iş açacak” diye geçirirken, sesi yankılandı boşlukta:
​— “Limonata alır mısınız abi? Limonata alır mısınız abla?”
​Meğer bu yaramaz, bir arkadaşıyla birlikte limonata satıyormuş.
​Hem emeğin o kutsal özgüvenine destek olmak hem de bir bardakta olsun katkıda bulunmak için durdum.
Fiyatını sorduğumda, merdivene tersten binen ufaklık hemen atıldı:
​— “25 lira!”
​Yanındaki arkadaşı ise hiç düşünmeden düzeltti:
​— “Yok abla, 20 lira!”
​Gülümseyerek takıldım:
“Hanginize inanayım? Bu nasıl esnaflık böyle?”
Uyanıklık yapmaya çalışarak çabucak fazladan para kazanmanın hesabını yapan çocuk mahcupça geri çekilirken, daha dürüst davranan diğeri limonata sürahisini eline aldı. Uyanık arkadaşının tuttuğu karton bardağa besmele çekerek limonatayı doldurmaya başladı. Çocuğun bu hareketi beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. Yarım saat içerisinde aynı yaşta üç erkek çocuk ve üç ayrı karakter…
​O an, zihnim dönüp yine o sigara içen çocuğa çarptı:
Biri, daha on bir yaşında duman altı sokaklarda hayatın sertliğine boyun eğip yanlış bir yolda kaybolmaya yüz tutmuş bir çocuk. Diğerleri ise ellerindeki limonatayla, alın teriyle hayatın içinde kendilerine dürüst ve onurlu bir yer açıyordu.
​Üçü de aynı yaşta çocuklardı; ama üçü de hayat içindeki yollarını karakterleri, eğitimleri ve çevresel faktörlerin katkısıyla çoktan çizmeye başlamıştı. Birinin yüzünde sokağın erken ve yanlış öğrettiği o yapay sertliğin izi vardı; diğerlerinde ise emeğin, dürüstlüğün ve onurlu mücadelenin ışığı…
​Ve düşündüm: Biz yetişkinler geleceği hep büyük laflarla, büyük projelerle tartışıyoruz. Oysa memleketin asıl özü metro merdivenlerinde,sokaklarda karşımıza çıkıyor.
Bir karton bardak limonatanın içinde… Bir çocuğun parmakları arasında eriyen o zehirli sigarada…
Uyanıklıkla dürüstlüğün o ince çizgisinde…
​Eğer okumayı başarabilirsek sokaltaki bu küçük hayatlar bize çok acı ama gerçek bir şey söylüyor: Çocuklarımız biz nasıl eğitirsek, hayatı o yönde öğreniyor. Kimi zehrin ve yanılgının karanlığında büyümeye çalışıyor, kimi emeğin aydınlığında. Kimi hayatın yüküne ve yanlışlarına erken yaşta teslim oluyor, kimi kendi küçük dünyasında dürüstlüğün bayrağını taşıyor.
​Ve biz onların yanından geçip giderken, aslında yalnızca üç çocuğa değil; yarının insanlarına, yarının Türkiye’sine bakıyoruz.
​İşte dedim kendi kendime: Bunlar memleketimden çocuk manzaraları… Kimi yanlış yollarda kaybolan, kimi ise kendi elleriyle yazgısını güzelleştiren bizim çocuklarımız.
Ama her şey biz büyüklerin elinde …
Bu da doğru EĞİTİMDEN GEÇİYOR..

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo