Dolar 45,8248
Euro 53,4784
Altın 6.687,67
BİST 13.662,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 24 °C
Az Bulutlu

İmam-Hatip Liseleri; CHP, AK Parti ve TOMA

31.05.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

İmam-Hatip Liseleri, bu milletin kendi değerleriyle evlat yetiştirme arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıktı ve halkın muktedirlere karşı topyekûn verdiği destansı mücadelenin sembollerinden biri oldu…

Zamanla da İmam-Hatip Liseleri sadece bir okul olmaktan öte; aynı zamanda bir kimlik, bir aidiyet ve bir medeniyet tasavvurunun taşıyıcı kolonlarından biri hâline geldi…

Bu yüzden de yıllarca çeşitli tartışmaların odağında yer aldı…

Kimi zaman katsayı engelleriyle önü kesilmeye çalışıldı… Kimi zaman “gereksiz”, “fazlalık” ya da “çağ dışı” gibi ifadelerle itibarsızlaştırılmak istendi… Kimi zaman da bu okullarda okuyan gençler üzerinden toplum ayrıştırıldı…

Türk siyasetindeki partiler de İmam-Hatip Liselerine seçmenlerini memnun etme refleksiyle yaklaştılar. Kimisi “açacağız” dedi, kimisi de “siyasi hayatıma mal olsa da kapatacağız” dedi… Kimisi ise onları kapatılan Refah Partisinin arka bahçesi diyerek kapatmaya yeltendi…

Günümüzde ise İmam-Hatip Liselerinin hangi siyasi görüş tarafından ne kadar sevildiği veya sevilmediğinden ziyade, kuruluş gayesine uygun şekilde korunup korunamadığı emanete sahip çıkılıp çıkılmadığı hususu tartışılır hâle geldi…

Biliyorsunuz Türk siyaset tarihinde yeni bir sayfa açan; müştekinin, davalının, davacının ve şahidin tamamının CHP’li olduğu “Butlan Davası”nda mahkemenin kararını vermesiyle CHP bir kez daha karıştı…

Ülkenin ana muhalefet partisinde yaşanan gelişmeler, aile içi mesele olmanın çok ötesinde doğrudan doğruya ülke meselesi hâline geldi.

Bugün davanın hukuki boyutundan veya CHP’deki güç mücadelesinden ziyade, yaşanan karmaşa sırasında ortaya çıkan ve bir ucu AK Parti’ye, diğer ucu İmam-Hatip Liselerine uzanan başka bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum.

CHP hakkında verilen Butlan Kararı’nın AK Parti ve İmam-Hatip Liseleri ile ne alakası var diyebilirsiniz.

Unutmayın ki şeytan ayrıntıda saklıdır…

Ve bazen asıl hikâye, herkesin baktığı yerde değil; hafızanın derinliklerinde gizlenir.

Mahkeme kararının ardından CHP Genel Merkezi’nde yaşanan gelişmelerin ertesi günü İzmir’de yapılan gösteriler sırasında ortaya çıkan bir görüntü, birçok insanı İmam-Hatiplerin bugünü hakkında tedirgin etti.

O görüntüde, bir Polis TOMA’sının üzerine çıkan gösterici; İmam-Hatip Liseleri ile CHP isimlerini bir kez daha yan yana getiren bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Çünkü basına yansıyan bilgilere göre söz konusu kişinin İstanbul Fatih Kız İmam-Hatip Lisesinde görev yapan müdür yardımcısı olan bir idareciydi.

Bu durum birçok insanın şu soruyu sormasına neden oldu: “Böylesine hassas bir görevde bulunan bir idareci nasıl böyle bir görüntünün parçası hâline gelebilmişti?”

“Dillendirilen provokasyon senaryolarını da işin içine kattığımızda, bir Kız İmam-Hatip Lisesinde görev yapan ve TOMA’nın üzerine çıkan bir idarecinin sergilediği bu görüntünün; okulun, öğrencilerin ve velilerin başına ne gibi çoraplar örebileceği ihtimallerini ise düşünmek dahi istemiyorum.

Konu ile bağlantılı kamuoyunda oluşan rahatsızlığın temelinde yalnızca bir eylem değil, temsil ettiği makam ile sergilenen görüntü arasındaki uyumsuzluk yatmaktaydı.

Çünkü temsil, yalnızca bir kişinin değil; bir kurumun, bir hafızanın, bir emanetin yükünü taşır.

Çünkü İmam-Hatip Liseleri ile CHP isimlerinin yan yana anılması, toplumun önemli bir kesimi açısından hâlâ hassas bir konudur.

Bu iki isim yan yana geldiğinde, toplumun hafızasında eski tartışmalar, eski kavgalar ve yarım kalmış hesaplaşmalar yeniden canlanmaktadır.

Kesintisiz eğitim uygulamalarını…

Katsayı engellerini…

Kapatma tartışmalarını…

İtibarsızlaştırma çabalarını…

Ve bunların bıraktığı izleri…

Bu nedenle yaşanan olay, ister istemez soru işaretlerini artırmıştır.

Çünkü burada tartışılan yalnızca bir kişinin ne yaptığı değil, yaptığı davranışın hangi kurumun hanesine yazılacağı meselesidir.

CHP’nin eylemi İzmir’de gerçekleşmiştir.

Ancak TOMA’nın üzerine çıkan kişinin İstanbul-Fatih İmam-Hatip okulunda idareci olarak görev yapıyor olması, olayın etkisini daha da tartışmalı hâle getirmiştir.

Çünkü sıradan bir vatandaş ile yüzlerce öğrencinin eğitim ortamında görev yapan bir idareci aynı kefede değildir.

Bu noktada ister istemez geçmişte yaşanan bazı olaylar da hatırlanmaktadır.

Özellikle Karaman’daki kamuoyuna yansıyan Ensar Vakfı bağlantılı çocuk istismarı iddiaları üzerinden yürütülen tartışmalarda da bireysel fiiller üzerinden daha geniş kurumların yıpratıldığı yönünde endişeler insanları ister istemez rahatsız etti.

Çünkü algılar, olaylardan daha hızlı yayılır ve daha kalıcı izler bırakır.

Tam da bu nedenle toplumda şu soru daha yüksek sesle sorulmakta ve bu yöndeki endişeler daha sık dillendirilmektedir:

“İmam-Hatip Liseleri hangi anlayışa emanet edilmiştir?”

İşte tam bu noktada meselenin bir ucu AK Parti’ye uzanmaktadır.

Bu soru yalnızca bir kişinin davranışıyla ilgili değil, aynı zamanda bu kurumların geleceğine ilişkin duyulan hassasiyetin de yansımasıdır.

Çünkü emaneti ehline vermek, milletin geleceğini korumaktır.

Kamuoyunda oluşan soru işaretleri ile velilerin tedirginliğinin teskin edilip giderilebilmesi için emanete sahip çıkma konusunda bir ihmalin ve kusurun bulunup bulunmadığı da açıklığa kavuşturulmalıdır.

Çünkü İmam-Hatip Liseleri sıradan kurumlar olmadığı gibi Fatih ilçesi de sıradan bir yer değildir.

Bu kurumlar milletin hafıza sandığıdır. Bu nedenle eğitim camiasında görev yapan kişilerin seçimi, özellikle hassas kurumlarda çok daha titiz yapılmalıdır.

Çünkü bazı görevler yalnızca mesleki yeterlilik değil; temsil kabiliyeti ve sorumluluk bilinci de gerektirir.

Kaldı ki bugün İmam-Hatipli bir Cumhurbaşkanının görev yaptığı ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın bu okullara yönelik güçlü bir irade ortaya koyduğu bir dönemde dahi böylesi tartışmaların yaşanıyor olması da ayrıca dikkatle incelenmelidir.

Bu nedenle tartışılması gereken asıl konu yalnızca bir görüntü, bir eylem ya da bir kişi değildir.

Asıl konu; toplumun emanet olarak gördüğü kurumların kimlere teslim edildiği ve bu emanete ne ölçüde sahip çıkıldığı meselesidir.

İmam-Hatip Liseleri meselesi yalnızca eğitim politikalarının değil; milletin hafızasının, değerlerinin ve gelecek tasavvurunun da bir parçasıdır.

Hafıza, emaneti taşır; temsil, emaneti korur; algı ise emaneti ya yüceltir ya da yıpratır.

Bu nedenle emanetin ehline verilmesi kadar, emaneti taşıyanların da o sorumluluğun hakkını verip vermediğinin takip edilmesi gerekir.

Nitekim kurumların geleceğini belirleyen şey yalnızca mevzuat veya fiziki imkânlar değil, o kurumları temsil eden insanların ortaya koyduğu tutum ve sorumluluk bilincidir.

Aksi hâlde emaneti yanlış ellere bırakmak, partilerin taşra teşkilatlarındaki dağınıklık gibi bir dağınıklığa ve ekonomide yaşanan güven kaybı gibi bir çöküşe yol açar ki, bu da emanete yapılan en büyük ihanet olur.

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.