Dolar 48,0990
Euro 56,1749
Altın 7.180,42
BİST 14.473,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 32 °C
Açık

DOYUMSUZLUĞUN KARANLIK ANATOMİSİ

28.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elamış makalesinde; İnsan, bazen cebini doldururken ruhunu boşaltır. Ve ne gariptir ki, en büyük yoksulluk da tam burada başlar.
Bir insan düşünün… Parası var, gücü var, imkânı var. Sofrası dolu, evi sıcak. Ama içinde, adı konulamayan bir eksiklik… Bir türlü susmayan bir açlık. Bu açlık mideyle ilgili değildir; bu, ruhun karanlık bir köşesinde büyüyen, doyuruldukça daha da büyüyen bir boşluktur.
Doyumsuzluk, aslında bir ihtiyaç değil, bir korkudur. Kaybetme korkusu… Yetmeme korkusu… Başkalarından geride kalma korkusu. İnsan kazandıkça rahatlamaz, aksine daha çok gerilir. Çünkü artık kaybedecek daha çok şeyi vardır. Ve işte o noktada, kazanç bir hedef olmaktan çıkar, bir bağımlılığa dönüşür.
Bu bağımlılık öyle bir noktaya gelir ki, insan artık sadece almak ister. Vermek, paylaşmak, durmak… Bunların hepsi zayıflık gibi görünür ona. Başkalarının hakkı, emeği, hatta hayatı bile bu hırsın gölgesinde değersizleşir. Çünkü göz, artık sadece kendi payını değil, başkasının payını da ister.
Doyumsuz insan, aslında en fakir insandır. Çünkü neye sahip olursa olsun, içindeki eksiklik duygusu asla kapanmaz. O hep biraz daha ister. Bir ev yetmez, bir tane daha. Bir başarı yetmez, bir tane daha. Bir hayat yetmez, belki başkalarının hayatı bile…
Ve bu uğurda verilen zararlar… Kırılan insanlar, ezilen emekler, yok sayılan hayatlar… Hepsi o görünmeyen açlığın kurbanıdır. Oysa mesele hiçbir zaman para değildir. Mesele, insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşememesidir.
Belki de en büyük zenginlik, “yeter” diyebilmektir. Bir noktada durabilmek… Elindekine bakıp huzur bulabilmek… Çünkü doyum, sahip olmakla değil, kabullenmekle başlar.
Ve insan, ancak içindeki boşluğu anlamaya cesaret ettiğinde gerçekten doyar. Yoksa bu dünyada en çok kazananlar değil, en çok kaybedenler, en çok isteyenlerdir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Sevginir Yılmaz dedi ki:

    👏👏👏

    1. Fatma Elalmış dedi ki:

      Çok teşekkür ediyorum

  2. Birsen Tolgay dedi ki:

    Yine doğru gözlemle yazılmış bir yazı , gözü aç olanı hüç kimse doyuramaz, derdi Anneannem doğruluğunu şimdilerde çok daha iyi anlıyorum

    1. Fatma Elalmış dedi ki:

      Eskilerin dili farklı olabilir ama sözlerinin özü hep gerçektir.

Yeni Slow Radyo