Dolar 48,0990
Euro 56,1749
Altın 7.180,42
BİST 14.473,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 32 °C
Parçalı Bulutlu

DÜŞÜNEN VARLIĞIMIZ İNKAR EDİLEMEZ

24.03.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde;

Bazen insanın zihnine küçük bir soru düşer ve o soru, koca bir dünyayı yerinden oynatır. Bir an durup düşünürsünüz: Ya gördüklerim sandığım kadar gerçek değilse? Ya bütün kesinliklerim aslında alışkanlıkların verdiği bir rahatlıktan ibaretse?

İnsanlık tarihi boyunca filozoflar bu rahatsız edici soruyu sormaktan çekinmedi. Ama bu soruyu en radikal biçimde soranlardan biri René Descartes’tı. Onun amacı dünyayı yıkmak değildi; tam tersine, üzerine sarsılmaz bir bilgi binası kurabileceği sağlam bir temel bulmaktı. Bunun için yaptığı şey oldukça cesurdu: Her şeyden şüphe etmek.

Gözlerimiz bazen bizi aldatır. Uzakta düz görünen bir yol yaklaştıkça eğrileşir. Suda duran bir çubuk kırık görünür. Rüyalarımızda ise gerçek sandığımız dünyalar kurar, sabah uyandığımızda onların yalnızca bir hayal olduğunu fark ederiz. Eğer duyularımız zaman zaman bizi yanıltıyorsa, onların bize sunduğu dünyaya ne kadar güvenebiliriz?

Descartes bu şüpheyi daha da ileri götürdü ve zihni sarsan bir varsayım ortaya attı: Belki de son derece güçlü bir varlık bizi sürekli aldatıyor olabilir. Belki gördüğümüz gökyüzü, dokunduğumuz masa, hatta yaptığımız matematik işlemleri bile büyük bir yanılsamanın parçalarıdır.

İlk bakışta bu düşünce insanın ayağının altındaki zemini çekip alır. Eğer böyle bir ihtimal varsa, bildiğimizi sandığımız hiçbir şey kesin değildir. Dünya, bilgi ve gerçeklik bir anda kaygan bir zemine dönüşür.

Fakat Descartes tam bu noktada beklenmedik bir keşif yapar. Çünkü bütün bu ihtimallerin ortasında inkâr edilemeyecek bir şey vardır: Şüphe ettiğimiz gerçeği.

Bir insan “Belki yanılıyorum” diyorsa, o anda kesin olan tek şey vardır: O insanın düşündüğü. Yanılıyor olabiliriz, aldatılıyor olabiliriz, rüya görüyor olabiliriz… ama bütün bunların ortasında düşünen bir bilinç vardır.

İşte bu yüzden o çarpıcı sonuca ulaşılır: Düşünüyorum, öyleyse varım.

Bu düşünce aslında çok daha derin bir paradoksu barındırır. Çünkü şüphe etmeye başladığımız anda, şüphe ortadan kalkar. En azından bir konuda: Şüphe ettiğimiz gerçeğinde.

Bu yüzden şu cümle felsefi bir yıldırım gibi zihnin ortasına düşer: Şüphe varsa şüphe yoktur.

Ne kadar şüphe edersek edelim, o şüpheyi yaşayan bir bilinç vardır. Belki dünya bir yanılsamadır, belki gerçeklik sandığımızdan çok daha farklıdır; fakat düşünen varlığımız inkâr edilemez.

Bugünün dünyasında bu düşünce daha da anlamlı hale geliyor. Çünkü artık yalnızca duyularımız değil, bilgi kaynaklarımız da bizi yanıltabiliyor. Sosyal medya, propaganda, manipülasyon ve yarım doğrular arasında gerçek çoğu zaman sisin içinde kayboluyor. İnsanlar bazen kesin konuşanlara daha çok inanıyor; oysa kesinlik çoğu zaman düşünmenin değil, düşünmeyi bırakmanın işaretidir.

Felsefe ise tam tersini öğretir. Şüphe etmek bir zayıflık değildir; aksine zihnin özgürlüğüdür. Çünkü şüphe etmeyen zihin kolayca yönlendirilir, ama soru soran zihin kolay kolay teslim olmaz.

Belki de insanın en güçlü tarafı budur: Her şeyden kuşku duyabilmesi. Çünkü kuşku, düşüncenin kapısını açar. Düşünce ise insanın kendini keşfetmesinin tek yoludur.

Ve belki bütün bu tartışmaların sonunda elimizde kalan tek kesinlik şudur: Dünya hakkında yanılabiliriz, ama düşünme eylemimizin varlığı konusunda yanılmamız mümkün değildir.

Bu yüzden bazen insanın kendine sorması gereken en dürüst soru şudur: Gerçekten biliyor muyum, yoksa yalnızca emin olduğumu mu sanıyorum?

Çünkü felsefenin sessiz ama güçlü cevabı çoktan verilmiştir:

Şüphe varsa, şüphe yoktur.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Ahmet Köse dedi ki:

    Çok güzel bir yazı dizisi olmuş.Emeginize sağlık Fatma hocam

    1. Fatma Elalmış dedi ki:

      Yazılarımı okuyup yorumladığın için ben de senin emeklerine sağlık diyorum ve çok teşekkür ediyorum.

  2. Birsen Tolgay dedi ki:

    Düşünüyorsam öyleyse varım demek geldi içimden

    1. Fatma Elalmış dedi ki:

      En kısa ve çok şey anlatan cümle… Sana katılıyorum sevgili arkadaşım.

Yeni Slow Radyo