Dolar 45,8976
Euro 53,3809
Altın 6.642,05
BİST 13.662,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 26 °C
Az Bulutlu

İÇ CEPHE: BİR ULUSUN AYNAYA BAKIŞI

04.03.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Bir savaş yalnızca cephede, siperlerin içinde kazanılmaz. Kurşunun namludan çıktığı yerde değil; o kurşunu sıkacak iradeyi besleyen vicdanda başlar asıl mücadele. İşte bu yüzden Kurtuluş Savaşı yalnızca bir askerî zafer değil, aynı zamanda bir iç cephe zaferidir.

Anadolu işgal altındayken, düşman yalnızca sınırlarımızda değildi. Umutsuzluk, yoksulluk, işbirlikçilik ve isyanlar da bu ulusun  karşısına dikilmişti. Bir yanda işgal orduları, diğer yanda dağılmış bir imparatorluğun küllerinden doğmaya çalışan bir halk… İşte iç cephe, tam da bu koşullar  altında doğdu.

İç cephe; cephe gerisinde kağnısıyla mermi taşıyan kadındır. Tarlasını sürerken bir yandan askere buğday gönderen köylüdür. Cepheye giden evladını gözyaşıyla uğurlayıp dimdik duran anadır. Ankara’da açılan mecliste ulusal iradeyi  savunan vekildir. Ve bütün bu dağınık iradeyi bir hedefte birleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğidir.

İç cephe, silah kadar güçlü bir kavramdır. Çünkü birlik olmadan ordu kurulamaz; güven olmadan emir dinlenmez; inanç olmadan zafer kazanılamaz. Nitekim o yıllarda çıkan iç isyanlar bastırılmasaydı, ulus ortak bir hedefte birleşmeseydi, dış cephedeki başarıların kalıcı olması olası değildi. İç cephe,  ulusun  kendi içinde kurduğu bir dayanışma hattıydı.

Ulu Önder Atatürk, Nutuk’ta iç cepheyi şöyle tanımlar :¨Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bir ulusun  oluşturduğu cephedir. Dış cephe, ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir.Bu cephe mağlûp olabilir; fakat hiçbir zaman bir ülkeyi  yok edemez.ülkeyi  temelinden yıkan iç cephenin çökmesidir.¨ Kutuplaşma çok önemli.”

Bugün siyasiler tarafından “iç cephe” kavramı yeniden dillendiriliyor. Ancak artık top sesleri yok; sınırlar işgal altında değil. Günümüzde siyasiler iç cepheden söz ederken çoğu zaman toplumsal birlikten, ulusal konularda  ortak duruştan ve dış tehditlere karşı kenetlenmekten söz ediyorlar.

Ekonomik krizler, terör tehdidi, bölgesel savaşlar ya da uluslararası baskılar söz konusu olduğunda “iç cepheyi güçlendirmek” çağrısı yapılıyor.
Fakat burada hassas bir denge vardır. İç cephe, farklı seslerin susturulması değil; farklılıkların ortak bir zeminde buluşmasıdır. Gerçek birlik, eleştiriyi düşmanlık saymadan; muhalefeti ihanetle suçlamadan kurulabilir. Çünkü Kurtuluş Savaşı yıllarında bile mecliste hararetli tartışmalar yaşanmış, ancak söz konusu vatan olduğunda ortak payda korunmuştur.

Demek ki iç cephe, tek seslilik değil; ortak akıldır. Korkuyla değil, bilinçle kurulur. Baskıyla değil, güvenle güçlenir.Dün iç cephe bir ulusun  bağımsızlık mücadelesinin güvencesiydi. Bugün ise demokrasi kültürünün, toplumsal barışın ve birlikte yaşama iradesinin sınavıdır.

Birlik çağrısı yaparken, gerçekten bir arada olmayı mı istiyoruz; yoksa aynı düşünmeyi mi?

Tarih bize şunu öğretir: Ulusları ayakta tutan şey yalnızca silah değil, ortak vicdandır.
İç cephe, işte o vicdanın adıdır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.