BİR DİŞİN ÖLÜMÜ
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Altmış beş yaşın üzerinde olmanın yararlı yönlerini yazmıştım. Sıra geldi zararlı yönlerine:
*Bir şey satarken sizi ölçmek için sorular soran tapu memuru kuşku duyarsa satışı durdurup rapor isteyebilir. Özellikle tapu dairesinde konuşmalarına dikkat etmek gerekir.
*İnsanlar duymadığınızı düşünerek bağırarak konuşur.
* “Babamla güreş tuttum onu yıktım.” diye övünen ilkokul çocuklarına “benimle de tut” dediğinizde: “sen yaşlısın seni ne dinlerim hemen yıkarım” demelerinden sonra uyku tutmaması.
* “Bu akşam dedenle uyu” denilen torunlar: “ben onunla uyumam ölür mülür de korkarım.” demelerine katlanılır.
*Diş çekimi, biyopsi gibi işlemlerde önce kardiyoloji doktoruna mektup yazıp yanıtını isterler…
Bu girişi yapmamın nedeni randevu alıp gittiğim diş hekimi kan sulandırıcı ilaç içtiğimi öğrenince telaşa kapılıp hemen kâğıda kaleme sarıldı. Kardiyoloji doktoruna acıklı bir mektup yazdı. Zarfa koymadan bana uzattı. Duymadığımı peşin kabullenerek;
“Amca, bu kâğıdı kardiyoloğa verin yanıtını yazsın bana getirin…”
Eskiden öyle değildi. Giderdim çekerlerdi. Hem yaşlı olup hemen diş çektirmek olmaz. Belli törenlerden geçmek gereklidir. Zorluklarla diş hekiminden randevu almıştım. Şimdi daha zor olan kardiyolojiden randevu kovalamaya başlayacağım. Bir ay sonraya alırsam diş ağrıyıp apse yapabilir, daha çok oyulup kırılabilir… Yapacak bir şey yok.
Eve gelir gelmez MHRS’ye e- devletten giriş yaptım. İl içinde hiç randevu yok. İlçelerde de on beş yirmi gün sonraya veriyor. O kadar bekleyemem. Ertesi günlerde randevu iptaline rastlarım diye sürekli giriş yaptım. Bir sefer birkaç kez giriş yapınca alet kızdı mı ne ettiyse uyarı verdi;
“Çok kez giriş yaptığınız için bugün giriş yapamazsınız.” Sanki ben keyfimden girip duruyorum.
Azı dişim sızlamaya ve oyulmaya başladığı için ağrımadan çektireyim dedim. Diş ağrısı çekmek zordur. Ağrı yaparsa ilaç tedavisinden sonra ancak çekebilirler.
Geçen yıl bu dişim sağlamdı. Filmi gören bir diş hekimi:
“Buna kanal tedavisi yapılmadan dolgu olmaz. Kanal tedavisini de uzman bir doktora yaptırabilirsiniz. Falan hekimden randevu alın” deyip doktor adları verdi. Peki dedim onun dediği kişiden randevu aldım. Durumu anlattım:
“Ben de onun gibi bir hekimim falan bölümden almanız gerekli dedi. Her randevu arası on beş gün sürüyor ve dişim çürümeye devam ediyor.
On beş gün sonra o bölümden randevu almayı başardım. Hiç bekleyen yoktu. Çağırdılar girdim. Filme baktı:
“Kanal tedavisi yaparız ancak şimdi olmaz?”
“Neden?”
“Şimdi adınızı ve telefonunuzu şu deftere yazalım en geç iki ay içinde sizi ararız.”
Deftere yüzlerce kişi yazılmış ve ben en sondayım.
“Doktor hanım şimdi yapsanız. Dışarıda bekleyen kimse yok.”
“Kimse yok gibi görünüyor ama varlar. Olmaz biz sizi ararız.”
“ Ben kimseyi göremedim. O zamana kadar dişim hepten çürür”
“ Belki daha erken çağırırız çürümez.” Beni zamana bıraktı; belki de oyalıyordu.
İçimde Türk filmlerinin sesi canlandı ünlü sinema sanatçısı Agâh Hün o gizemli sesiyle
“Aradan aylar, yıllar geçmiş hiç arayan soran olmamış. Diş artık kanal tedavisi olmayacak hale gelmiş…”
Agâh Hün haklı çıktı; İki ay, üç ay hatta bir yıl geçti arayan soran olmadı.
Bir yıl sonra başka bir doktora gittim. Filmini çekti. Artık kanal tedavisi için çok geçmiş. Çekilecek hale gelmiş. Dişimi kurtarması gereken hekim onun ölümüne neden oldu. O çekilince protezim de atıl duruma gelecek. O protezi de ne zorluklarla yaptırdığım aklıma geldi. Yenisini yaptırma düşüncesi tüylerimi diken diken etti.
Kardiyoloğa yirmi gün sonra gidebildim. Mektubu okudu. Sokranarak yanıt yazmaya başladı:
“Ben uygun desem de sorumluluk yine de diş hekiminde. Boşuna mektup gönderiyorlar.”
İzin kâğıdım elimde diş hekiminin kapısına dayandım. Mektubu aldı okuyamadı bana uzattı:
“Siz bu yazıyı okuyabiliyor musunuz?”
“Hekim hekimin yazısını okuyamıyorsa ben nasıl okuyayım. Ben de on beş gündür çabaladım okuyamadım. Sadece sonundaki sözcük: “yapılabilir” yazıyormuş gibi geldi bana.”
Üç iğne ile uyuşturulmuş dişime asıldı. İlk hamlede çat diye bir ses duydum.” Eyvah diş kırıldı!” dedim o devam etti. Yerine pamuk tepip “Isır” dedi ve pense elinde çöpe doğru giderken pamuğu sıkı ısırırken seslendim:
“Hehildi hi? Harça haldı hı?” (Çekildi mi? Parça kaldı mı?) Hekim penseyi yukarı kaldırarak dişimi gösterdi ve çöpe attı.
Uzun yıllar yaşayacak azı dişimi diş hekimleri el birliği ile öldürüp ölüsünü bana gösterdiler.
Hiçbir yapma diş ana dişin yerini tutmaz. Görevini ihmal eden kaç hekim kaç insanın dişini kaybetmesine neden oluyor kim bilir?
