Dolar 48,6399
Euro 56,1161
Altın 6.713,82
BİST 14.235,83
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 25 °C
Az Bulutlu

Bursa’dan Dünyaya Uzanan Bir Fırçanın Hikâyesi

15.09.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Bahri Palas makalesinde;

Sanat, kalıplara sığdırılamayan duyguların en saf dışavurumudur. Kimi bir tuvalin köşesinde kendi sessizliğini arar, kimi ise renklerin cümbüşüyle dünyayı yeniden kurar. Bu hafta sanat köşemizde, fırçasını yalnızca boyaya değil, hayatın ta kendisine batıran; sevenlerinin ve sanat camiasının deyimiyle “Çılgın Ressam” Didem Kuralay ile bir aradayız.

Onun atölyesi sokaklar, sokak duvarları, elektrik panoları. Çalışma alanına adım attığınız anda sizi yalnızca kurumaya yüz tutmuş yağlı boya kokusu karşılamıyor; aynı zamanda masaya saçılmış eskizler, animasyon taslakları ve bir köşede sabırla tamamlanmayı bekleyen şiir defterleri selamlıyor. 1987 Bursa doğumlu olan sanatçı, sınırları reddeden yaratıcı enerjisiyle üretmenin bin bir halini tek bir bedende buluşturmuş bir isim.

Çocukluğunun ilk çizgisinden Fransa hayallerine, sanatın farklı disiplinlerinden yaşam felsefesine uzanan ilham verici bir sohbet gerçekleştirdik.

“Yeteneğim Babamdan Miras, İlk Fırçam Annemin Şefkatiydi”

— Didem Hanım, sizi bugün usta bir fırça olarak tanıyoruz ancak her büyük yolculuk küçük bir adımla başlar. Resim yapmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Didem Kuralay: Sanırım kendimi bildim bileli elimde bir kalem ya da fırça vardı. Bu yolculuk benim için henüz üç yaşımdayken başladı. Annemin elime tutuşturduğu o ilk renkli boya kalemlerinin kokusunu ve parmaklarımın arasındaki ağırlığını bugün gibi hatırlarım. O yaşta bir çocuk için kâğıt yalnızca bir zemin değil, keşfedilecek koskoca bir dünyadır. Tabii bu tutkunun genetik bir bağı da var; yeteneğimi babamdan aldım. Ondan geçen görsel duyarlılık, annemin sunduğu alan ve imkânlarla birleşince resim benim anadilim haline geldi.

— Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunusunuz. Akademik eğitimin bu doğuştan gelen yeteneğe katkısı ne oldu?

Didem Kuralay: Yetenek ham bir elmas gibidir; onu işlemez, doğru teknikle yontmazsanız parıltısı dağınık kalır. Uludağ Üniversitesi’ndeki eğitimim bana disiplini, sanat tarihinin derinliğini, ışık ve gölgenin felsefesini öğretti. Ancak akademinin en büyük kazancı, kuralları öğrendikten sonra kendi özgün tarzınızı inşa edebilme cesaretini vermesidir. Zaman içerisinde fırçam ustalaştı, arayışlarım netleşti ve bugün Didem Kuralay denildiğinde akla gelen o imza tarz ortaya çıktı.

Kalıplara Sığmayan Bir Yaratıcılık: “Çılgın Ressam”

— Çevrenizde ve sanatseverler arasında “Çılgın Ressam” olarak anılıyorsunuz. Bu unvan nereden geliyor?

Didem Kuralay: (Gülüyor) Sanırım bu lakap, üretim sürecimdeki durdurulamaz enerjimden ve hiçbir kurala körü körüne bağlı kalmamamdan kaynaklanıyor. Benim için bir fikrin zihne düşmesiyle hayata geçmesi arasındaki mesafe çok kısadır. Gecenin bir yarısı tuvalin başına geçip saatlerce kendimi kaybedebilirim ya da klasik estetik algılarını altüst eden cesur renk kombinasyonlarını korkusuzca yan yana getirebilirim. Sanatta cesur olmak bazen “delilik” ya da “çılgınlık” olarak algılanır. Ben bu sıfatı bir övgü olarak kabul ediyorum; çünkü sanat delice bir tutku olmadan sıradanlıktan kurtulamaz.

— Üstelik üretkenliğiniz sadece tuvalle sınırlı değil. Heykel, seramik, animasyon ve edebiyat gibi çok farklı alanlarda da eserler veriyorsunuz. Bu çok yönlülüğü nasıl dengeliyorsunuz?

Didem Kuralay: Ben sanatı kompartımanlara ayırmıyorum. Duygu tek bir kapıya sığmıyorsa, onu tek bir medyumla sınırlayamazsınız. Kimi zaman bir düşünce bende üç boyutlu bir kütle arzusu uyandırır; o zaman kile, seramiğe sarılırım, ellerimle çamuru şekillendiririm. Kimi zaman hareketin dinamizmine ihtiyaç duyarım; çizgi film ve animasyon dünyasına dalarım. Bazen bir kumaşın dökümünde moda tasarımının estetiğini ararım, bazen de renklerin yetersiz kaldığı yerde kelimelere sığınırım. Öykü, şiir ve deneme yazmak, fırçamın diğer ucudur aslında. Hepsi birbirini besleyen, aynı pınardan akan ırmaklar gibi.

“Tek Bir Teknikle Yaşamak, Tek Bir Duyguyla Yaşamaya Benzer”

— Ağırlıklı olarak hangi teknikleri tercih ediyorsunuz? Kendinizi tanımladığınız bir malzeme var mı?

Didem Kuralay: Asla kendimi tek bir teknikle sınırlandırmam. Bir sanatçının kendini tek bir malzemeye hapsetmesini, hayatı boyunca yalnızca tek bir duyguyu yaşamaya zorlanmasına benzetiyorum. Karakalemin o yalın, dramatik kontrastından suluboyanın kontrolsüz şeffaflığına; pastel boyanın kadifemsi dokusundan akriliğin dinamizmine ve yağlı boyanın o ağırbaşlı, zamana meydan okuyan derinliğine kadar her malzemeyi kullanırım. Bazen tek bir eserde bu teknikleri harmanlarım. Malzeme amacım değil, o anki ruh halimi dışa vurma aracımdır.

— Bugüne kadar pek çok hedefinize ulaştınız. Peki, Didem Kuralay’ın ufuk çizgisindeki en büyük hayali nedir?

Didem Kuralay: Şükürler olsun ki hayalini kurduğum birçok sergiyi, projeyi ve üretimi gerçeğe dönüştürdüm. Ancak sanatçının menzili asla tükenmez. Şimdiki en büyük hayalim; sanatın kalbinin attığı topraklarda, Fransa’da bulunmak. Oranın köklü sanat atmosferini solumak, çağımızın ve geçmişin iz bırakan Fransız ressamlarının atölye kültürünü yerinde deneyimlemek ve onlarla yan yana aynı ışık altında fırça sallamak. Kültürlerarası bir sanat diyaloğu kurmak ve kendi renklerimi o topraklara taşımak istiyorum.

“Başarı İstikrar İster: Asla Vazgeçmeyin”

— Kendi yolunu çizmek isteyen genç sanatçılara ve okurlarımıza vermek istediğiniz bir tavsiye var mı?

Didem Kuralay: İnsanlara tek bir tavsiyem var: Ne olursa olsun hayallerinizin peşinden gidin. Bu dünyadaki en büyük ve en saf mutluluk, bir zamanlar yalnızca zihninizde olan bir hayalin gerçeğe dönüştüğünü görmektir. Yetenek elbette bir kapı açar; ancak içeri girip orada kalmanızı sağlayan tek şey istikrar ve çok çalışmaktır. Karşınıza engeller çıkacak, bazen anlaşılamayacaksınız, bazen yorulacaksınız. Ama fırçayı ya da kalemi asla elinizden bırakmayın. Kendi sesinize güvenin ve vazgeçmeyin.

Bir köşe yazarı olarak güne bir söz düşün derseniz : Sınırların tanımayan bir ilham

Didem Kuralay ile sohbetimiz bittiğinde geriye yalnızca etkileyici sanat tabloları kalmadı; aynı zamanda adanmışlığın, cesaretin ve çok yönlü üretkenliğin canlı bir portresi kaldı aklımda. Sanatı bir meslekten öte, nefes alma biçimi olarak gören Kuralay, tabuları yıkmanın ve içimizdeki o saf yaratıcı enerjiyi serbest bırakmanın yaşayan bir örneği.

Bursa’da üç yaşında başlayan bu renkli hikâyenin, çok yakında Paris sokaklarında, Fransız ekolünün ustalarıyla yan yana yeni tuvallere döküleceğine inancımız tam. Çünkü hayal etmek, varılacak menzilin yarısıdır; geri kalanını ise Didem Kuralay gibi istikrarla çalışan cesur yürekler tamamlar.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo