Dolar 47,2146
Euro 53,8946
Altın 6.271,04
BİST 13.974,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 34 °C
Parçalı Bulutlu

Sosyal Medyada “Zihin Kontrolü”, “Hipnoz” ve Psikoloji Eğitimleri: Bilgi Kirliliği ile Halk Sağlığı Arasında İnce Bir Çizgi

22.07.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu Araştırmacı Yazar – Sosyolog Dr. Dilek Baran

Dijital çağın en büyük sorunlarından biri, bilgiye ulaşmanın kolaylaşması kadar, doğruluğu denetlenmemiş bilgilerin de milyonlarca insana aynı hızla ulaşabilmesidir. Bugün sosyal medya platformlarında kendisini “zihin kontrolü uzmanı”, “bilinçaltı eğitmeni”, “hipnoz eğitmeni”, “enerji uzmanı”, “yaşam koçu”, “kuantum terapisti” gibi çeşitli unvanlarla tanıtan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Bu kişilerin önemli bir bölümü herhangi bir resmi sağlık mesleği icra etmemelerine rağmen, insan psikolojisini doğrudan etkileyebilecek uygulamalar hakkında ücret karşılığında eğitimler vermekte, video kursları satmakta ve geniş kitlelere ulaşmaktadır.
Oysa psikoloji ve ruh sağlığı alanı, yalnızca kişisel deneyimlerle veya sosyal medyada edinilen popüler bilgilerle yürütülebilecek bir alan değildir. Bu alan, bilimsel eğitim, etik kurallar ve hukuki sorumluluk gerektirir.
Toplum olarak artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir kişinin sosyal medyada yüz binlerce takipçisinin olması, ona insan zihni üzerinde eğitim verme yetkisi kazandırır mı?
Elbette hayır.
Türkiye’de sağlık hizmetlerinin kimler tarafından sunulabileceği ve hangi sınırlar içerisinde faaliyet gösterilebileceği kanunlarla açık biçimde düzenlenmiştir.
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, sağlık alanında yetkisiz kişilerin faaliyet göstermesini engellemeyi amaçlayan temel yasal düzenlemelerden biridir. Aynı şekilde hipnoz uygulamalarına ilişkin Sağlık Bakanlığı düzenlemeleri de bu alanın rastgele kişiler tarafından yürütülebilecek bir faaliyet olmadığını ortaya koymaktadır.
Hipnoz; eğlence amaçlı gösterilerden farklı olarak sağlık alanında kullanıldığında tıbbi ve psikolojik sonuçlar doğurabilecek bir uygulamadır. Bu nedenle hangi amaçla, kim tarafından ve hangi koşullarda uygulanabileceği mevzuatla sınırlandırılmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur:
Bir kişinin psikoloji öğrencisi olması, hukuk öğrencisi olması veya farklı alanlarda eğitim görüyor olması; ona toplum üzerinde hipnoz eğitimi verme, insan psikolojisini değiştirmeye yönelik teknikler öğretme ya da sağlık alanında yetki kullanma hakkı vermez.
Öğrenci olmak ile meslek icra etmek aynı şey değildir.
Diploma sahibi olmak ile yetkili olmak da aynı şey değildir.
Nitekim birçok kişi sosyal medya üzerinden hazırladığı reklam videolarıyla bilimsel terminolojiyi kullanmakta, “bilinçaltını yeniden programlama”, “zihin kontrolü”, “travmaları silme”, “kişilik dönüşümü”, “hayatını değiştirecek teknikler” gibi iddialarla vatandaşları etkilemektedir.
Oysa bilimsel psikoloji, bu tür kesin ve garanti vaatleri kabul etmez.
Bilim, kanıt ister.
Reklam ise duyguya hitap eder.
İşte tehlike tam da burada başlamaktadır.
Fransız düşünür Michel Foucault şu tespiti yapar:
“Bilgi, denetlenmediğinde iktidara dönüşür.”
Bugün sosyal medya algoritmaları sayesinde denetlenmeyen bilgiler milyonlarca kişiye ulaşmakta; insanlar çoğu zaman akademik yeterliliği, mesleki yetkiyi veya hukuki statüyü sorgulamadan bu içeriklere güvenmektedir.
Sosyolog Max Weber ise meşruiyet kavramını açıklarken otoritenin yalnızca görünürlükten değil, hukuki ve kurumsal temelden beslendiğini vurgular.
Sosyal medya takipçi sayısı, hukuki yetkinin yerine geçmez.
Beğeni sayısı, bilimsel yeterlilik oluşturmaz.
İnsan psikolojisi üzerinde etkili olduğu iddia edilen eğitimler, özellikle kaygı bozukluğu, depresyon, travma veya ruhsal sıkıntı yaşayan bireyler üzerinde yanlış yönlendirmelere neden olabilir. Bu durum yalnızca bireysel mağduriyetlere değil, halk sağlığını ilgilendiren sonuçlara da yol açabilir.
Vatandaşların özellikle şu soruları mutlaka sorması gerekir:
* Bu eğitimi veren kişinin mesleki yetkisi nedir?
* Faaliyet yürüttüğü alan sağlık mevzuatı kapsamında mıdır?
* Verdiği eğitimin hukuki dayanağı var mıdır?
* Sağlık Bakanlığınca tanınan bir yetkisi bulunmakta mıdır?
* Eğitim sonunda verilen belgelerin resmi bir geçerliliği var mıdır?
Bu soruların cevabı netleşmeden yalnızca etkileyici videolar, yüksek takipçi sayıları veya pazarlama dili nedeniyle eğitim satın almak ciddi mağduriyetlere yol açabilir.
Burada amaç kişileri hedef göstermek değil; toplumun hukuki haklarını ve halk sağlığını koruyacak farkındalığı oluşturmaktır. Hukuk devletinde herkes masumiyet karinesinden yararlanır. Ancak kamuoyuna sunulan faaliyetlerin de ilgili kurumlar tarafından gerektiğinde denetlenmesi, hem vatandaşların korunması hem de mevzuata uygun çalışan meslek mensuplarının emeklerinin korunması açısından önem taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki; ruh sağlığı, deneme-yanılma yöntemiyle öğrenilecek bir alan değildir.
İnsan zihni, sosyal medya içerikleriyle pazarlanacak kadar basit değildir.
Bilimsel yetkinlik; takipçi sayısıyla değil, eğitim, etik sorumluluk ve hukuki yetkiyle ölçülür.
Toplum olarak bilgiye değil, doğru bilgiye güvenmek zorundayız. Çünkü yanlış bilgi yalnızca bireyi değil, bazen bir toplumun geleceğini de etkileyebilir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo