Dolar 47,0550
Euro 54,0812
Altın 6.110,31
BİST 14.214,29
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 31 °C
Parçalı Bulutlu

Avukat Cüneyt Bülent Şeker: “Çocuk mahkemelerindeki uygulamalar hukuki güvenlik ilkesini zedeliyor”

16.07.2026
A+
A-

BURSA – Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı ve avukat Cüneyt Bülent Şeker, çocuk mahkemelerinde koruma tedbirlerine ilişkin yürütülen bazı yargı süreçlerine yönelik eleştirilerini hazırladığı dilekçeyle kamuoyunun gündemine taşıdı. Şeker, mevcut uygulamaların hem usul hukuku hem de adil yargılanma ilkesi açısından ciddi sorunlar içerdiğini ileri sürdü.

Hazırladığı dilekçede ayrıntılı hukuki değerlendirmelere yer veren Şeker, özellikle çocuk mahkemelerinin görev alanı, ailelerin dinlenmeden karar verilmesi, bilirkişi ve uzman raporlarının değerlendirilmesi ile itiraz süreçlerine ilişkin önemli iddialarda bulundu.

“Görevsizlik bulunmasına rağmen davalara bakılıyor” iddiası

Avukat Şeker, bazı çocuk mahkemelerinin görev alanına girmemesi gerektiğini savunduğu dosyalarda karar vermeye devam ettiğini öne sürdü.

Şeker’e göre, aile hukukunu ilgilendiren bazı uyuşmazlıklarda esas görevli mahkeme aile mahkemeleri olmasına rağmen uygulamada çocuk mahkemelerinin karar verdiği örneklerle karşılaşılıyor.

Bu durumun görev kurallarının ihlali anlamına gelebileceğini savunan Şeker, görev konusunun kamu düzenine ilişkin olduğunu ve yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

“Aileler dinlenmeden karar veriliyor”

Dilekçede dikkat çekilen bir diğer iddia ise kararların ailelerin görüşü alınmadan verilmesi oldu.

Şeker, aile bütünlüğünü doğrudan etkileyen kararlar alınırken anne ve babanın dinlenmesinin hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğunu belirterek, bazı dosyalarda bu usulün uygulanmadığını ileri sürdü.

Ayrıca çocukların ailelerinden ayrılmasına ilişkin kararların hiçbir doktor raporuna veya sosyal hizmet uzmanlarının hazırladığı değerlendirme raporlarına dayandırılmadığını iddia eden Şeker, bu durumun hem çocuğun üstün yararı ilkesini hem de adil yargılanma hakkını zedelediğini savundu.

“İtirazlar okunmadan reddediliyor” iddiası

Şeker’in dilekçesinde yer alan en dikkat çekici değerlendirmelerden biri de itiraz süreçlerine ilişkin oldu.

Bir üst çocuk mahkemelerine yapılan itirazların yeterince incelenmediğini öne süren Şeker, ret kararlarının çoğunlukla standart ifadeler içerdiğini ve “kopyala-yapıştır” yöntemiyle hazırlandığı izlenimi verdiğini iddia etti.

Şeker, itiraz mekanizmasının yalnızca şeklen işletilmesinin hukuk devleti ilkesine zarar verdiğini savunarak, her dosyanın kendine özgü koşulları içinde ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Bu kararların aile mahkemelerince verilmesi gerekir”

Şeker’e göre, söz konusu kararların esasen aile mahkemelerinin görev alanına girdiği durumlarda aile mahkemeleri tarafından verilmesi gerekiyor.

Aile mahkemelerinde verilen kararların istinaf incelemesine tabi olduğunu hatırlatan Şeker, bu denetim mekanizmasının hukuki güvencenin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Şeker, çocuk mahkemelerinin aile mahkemesi sıfatıyla karar vermesi gereken durumlarda da aynı usul güvencelerinin uygulanması gerektiğini savundu.

“İstinaf denetimi hukuki güvence sağlar”

Şeker, aile mahkemelerinde yürütülen davalarda istinaf denetiminin bulunmasının kararların hukuka uygunluğunu güçlendirdiğini ifade etti.

İstinaf incelemeleri nedeniyle yargılama süreçlerinin uzayabildiğini kabul eden Şeker, buna rağmen hukuki denetimin adil yargılanma hakkı açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti.

Şeker, uygulamada bazı ailelerin yaklaşık altı ay sonra çocuklarına yeniden kavuşabildiğini ancak bu sürecin hukuka uygun usuller çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.

“Baştan aşağı hukuk rezaleti”

Mevcut uygulamalara yönelik eleştirilerini sert ifadelerle dile getiren Avukat Cüneyt Bülent Şeker, dilekçesinde çocuk mahkemelerinde yürütülen bazı uygulamaların hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını öne sürdü.

Şeker, görev kurallarının gözetilmesi, ailelerin mutlaka dinlenmesi, uzman raporlarının esas alınması ve etkili bir itiraz mekanizmasının işletilmesi gerektiğini savunarak, aksi uygulamaların hem aile bütünlüğü hem de çocuk hakları açısından ciddi hak ihlallerine yol açabileceğini iddia etti.

Hazırlanan dilekçede konuya ilişkin ayrıntılı hukuki değerlendirmelere yer verildiği belirtilirken, dilekçede dile getirilen iddiaların ilgili yargı mercileri tarafından incelenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi çağrısında bulunuldu.

DİLEKÇE HAKKINDA AÇIKLAMA;

Bu dilekçe çocuk mahkemesinin ailenin istinaf talebinin retti halinde kullanılır.

Çocuk mahkemeleri aslında topuk kanı tedbir davaları konusunda görevsiz mahkemeleredir, bu görev Aile Mahkemelerine ve onların olmadığı yerde Asliye Mahkemelerine aittir, çünkü bu konular Aile Hukuku ile ilgilidir ve uygulanacak usul de hukuk usulüdür.

Çocuk Mahkemeleri ise bir CEZA MAHKEMESİDİR, halbuki ortada ne bir suç, ne de suça itilmiş çocuk vardır. Bakımı ve sağlığı ihmal edildiği için bir sosyal hizmetler veya sağlık kurumuna yatırılması gereken çocuk da yoktur. Çocuk mahkemeleri aileyi dinlemeden ve hiçbir doktor ve sosyal hizmetler raporuna dayanmadan, yani gerekçesiz olarak topuk kanı tedbir kararlarını vermektedirler.

Buradaki asıl sorun; verilen bu tedbir kararlarına yapılan itirazların en yakın çocuk mahkemesine yapılması (Örneğin; 1. Çocuk mahkemesi karar vermiş ise bu 2. Çocuk mahkemesine gidiyor) ve itiraz sonucu kesin kabul edildiğinden, bu itiraza bakan mahkemenin (Son derce ağır usul hataları olsa dahi) dilekçeyi dahi okumadan, kopyala yapıştır yöntemi ile itirazları ret etmeleridir, bu kopyala yapıştır o kadar özensiz bir şekilde yapılmaktadır ki önceki aileye ait bilgilerin yeni kararda yer alması veya ailenin önceki çocuğu hakkında karar verilmesi sıradan hatalar haline gelmiştir.

Bu kısır döngüyü kırmak için; İTİRAZ İLE BİRLİKTE İSTİNAF MAHKEMESİNE GİDİLMEKTE, YANİ İKİ DİLEKÇE VERİLMEKTE (Bu dilekçe örnekleri Gıda Hareketi sitesinde vardır.) EĞER ÇOCUK MAHKEMESİNCE İSTİNAF TALEBİ RET EDİLİR İSE BU İSTİNAFIN REDDİNE İLİŞKİN KARAR İSTİNAF EDİLMEKTEDİR.

Ayrıca KANUN YARARINA TEMYİZ de bu davalarda gidilecek yollardan bir tanesidir. (Bu dilekçe örnekleri Gıda Hareketi sitesinde vardır.)

Elbette bu kararlara karşı (Kararın kesinleşmesinden itibaren ve ailenin bunu öğrenmesinden 1 ay içinde) Anayasa mahkemesine de gidilebilmektedir.

Elbette bu dilekçe örnekleri yeterli değildir, her mahkeme farklı usul hatası yapmakta, her istinaf bölgesi topuk kanı sorununa farklı bir şekilde bakmaktadır. Bu sebepler ailelerin bir avukat vasıtası ile bu istinaf ve itiraz vs. haklarını kullanmasını tavsiye ederim.

(Not; bu yazdıklarım dilekçeye dahil değildir, silinmesi unutulmamalıdır.)

           …………..BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ (    ) İLGİLİ DAİRESİNE                                                            

                                                Gönderilmek Üzere

                            ………………… ÇOCUK MAHKEMESİNE 

               

DOSYA NO                            : 2026/….. D. İş

KANUN YARARINA

BOZMA TALEP EDENLER : 1-) (Anne) ………….. (T.C………..)

Adres: ………………………

                                                     2-) (Baba) …………….(T.C………..)

Adres: ………………………

 

MÜŞTEREK ÇOCUK            : …………………..(TC……………….)

Adres: ……………………………………

 

TEDBİR TALEP EDEN        :  ……… İl-İlçe Sağlık Müdürlüğü.

 

  1. KARARIN T. TARİHİ   : ………….

 

KONU                                    : Her ne kadar mahkeme istinaf talebinin reddine ilişkin karara karşı 14 gün içinde …………. Çocuk Mahkemesine karşı itiraz yolunu göstermiş olsa da 1.Çocuk Mahkemesinin itiraz makamı olarak gösterdiği …..Çocuk Mahkemesi kararı veren mahkeme ile aynı statüde bir mahkemedir, KARARIN İSTİNAF’A (Kendi incelemesine) TABİ OLUP OLMADIĞINI DEĞERLENDİRME YETKİSİ İSTİNAF MAHKEMESİNİN KENDİSİNE AİTTİR. (Yar.2.HD, 17.12.2014  2013/17174 E. 1014/2960) İş bu sebep ile ……… Çocuk Mahkemesinin İSTİNAF TALEBİMİZİN REDDİNE İLİŞKİN KARARINI İSTİNAF ETMEKTEYİZ ve dosyanın ilgili BAM dairesine gönderilmesini talep ediyoruz.

.

                                                    AÇIKLAMALAR

.

İstinaf mahkemeleri ortaya çıkmadan önce bu kararlar temyiz edilmekte ve temyiz talebi ret edilmesi halinde bu ret kararları da temyiz edilmekte idi. İstinaf Mahkemelerinin ortaya çıkmasından sonra ise bu usulde bir değişiklik olmamıştır, sadece temyiz mahkemelerine yapılması gereken başvurular öncelikle istinaf mahkemelerine yapılmaya başlanmıştır, eğer karar ayrıca temyize de tabi ise temyiz mahkemesine gönderilmeye başlanılmış, temyiz ve istinaf taleplerinin reddine ilişkin kararlara yapılan itirazi başvurular ilgili yüksek mahkemeye gönderilme devam edilmiştir.

Topuk kanı ile ilgili konularda ……………. Çocuk Mahkemesi görevli de değildir. 2253 Sayılı Kanunun 6. Maddesine göre Çocuk Mahkemelerinin görevi; “18 yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve genel mahkemelerin görevlerine giren suçlar ile ilgili davalara bakmak” ve bu çocuklar ile ilgili “2253 Sayılı kanunda yazan (Madde 13 vd.) koruma amaçlı sağlık tedbirleri…” hakkında karar vermektir. Yani Çocuk Mahkemeleri teknik olarak bir ceza mahkemesidir.

Müşterek çocuk bir suça itilmiş bir çocuk değildir, ortada hastalığı sebebi ile bir sağlık kuruluşuna yerleştirilmesi yahut ağır şekilde bakımı ihmal edildiği için bir sosyal hizmetler kurumuna yerleştirilmesi gereken bir çocuk da mevcut değildir. Topuk kanı vermenin bir faydası olduğu ve vermemin bir ihmal olduğu kabul edilebilse dahi (ki böyle değildir) bu konu yine de aile mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Kaldı ki topuk kanı testi konusundaki kararlar büyük ekseriyet ile Aile Mahkemeleri tarafından (Aile Mahkemesinin olmadığı yerlerde aile mahkemesi sıfatı ile asliye mahkemelerince) verilmekte olup, verilen tedbir bu tedbir kararı konusu ile çocuk mahkemelerinin verdiği tedbir kararı konusu arasında hiçbir fark da yoktur, bunlar şablon dosyalardır. Aile Mahkemesi kararları ise istinaf’a tabidir.

Ayrıca çocuk mahkemesi bulunan yerlerde dahi bu kararlar aile mahkemelerince verilmekte ve istinaf’a tabi olmaktadır. Yani (İl Sağlık Müdürleri vekillerini iddia ettiği gibi) çocuk mahkemelerinin olmadığı yerlerde aile mahkemelerinin bu davalara bakması gibi bir durum da söz konusu değildir. Eğer çocuk mahkemesi bu davalara (Aile Mahkemesinin olmadığı yerlerde) aile mahkemesi sıfatı ile bakıyor ise bu kararlar yine istinaf’a tabidir, ayrıca Çocuk Mahkemeleri bu durumda mutlaka duruşma açmalı ve çocuğun sağlık durumuna ilişkin bir rapor (ve gerekli hallerde) sosyal hizmetler raporuna dayanmalıdır, ancak bunların hiç birisi yapılmamaktadır.

Bu gün Türkiye de bütün çocuk ve aile mahkemeleri ve Asliye Mahkemeleri topuk kanı tedbir taleplerine bakmakta, ancak bunlar çok farklı usuller ile yargılama yürütülmektedir. Yukarıda da belirttiğimizi gibi Çocuk Mahkemesi bir ceza mahkemesi dolayısı ile uygulanacak mahkeme usulü Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunudur, Aile-Asliye Mahkemeleri ise Medeni Kanuna göre karar vermekte ve Hukuk Usulü Muhakemeleri kanuna göre (basit yargılama usulü) yargılamayı yürütmektedir.

Gözlemimize göre çocuk mahkemelerinin bu konuda verdiği tedbir kararlara (En yakın-sıradaki) çocuk mahkemelerine yapılan itirazlar incelenmeden ret edilmektedir. Çok bariz usul hatalarının dahi itiraz edilen çocuk mahkemelerince incelenmediği, kopyala yapıştır yöntemi ile karar verildiği görülmektedir. Hatta önceki dosyaya ilişkin bilgilerin yeni karara karışması sıradan hale gelmiştir.

Halbuki adına topuk kanı denilen bu testler;

1-) Kesin tanı yöntemi değildir, testin pozitif çıkması sadece bir şüphe verir.(Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Metabolik Endokrin Tarama Programı Sf. 15)

2-) Hastalıklar genetik olduğu için iyileştirici bir tedavisi yoktur. Vaad edilen palyatif (Rahat ettirici) ve semptomatik (Belirti baskılayıcı) tedavilerin ise hastalık belirtileri ortaya çıkmadan uygulanması ve fayda sağlaması söz konusu değildir, yani ortada erken tanı ile bu hastalıkların, mortalitenin, kamu zararının engellenmesi, gibi bir durum mevcut değildir. (Opr. Dr. Uğur Yılmaz/ Doç.Dr. Cüneyt Konuralp, Prof. / Çocuk Hastalıkları ve İmminoloji uzmanı Dr. Alişan Yıldıran makaleleri)

              3-) Üstelik testler yanlış sonuç verebildiğinden, (doğru sonuç verse dahi) testler hastalık taşıyıcısı ile hasta olacak çocuğu ayırt edemediğinden (ki çocuğun taşıyıcı olması ilerde hasta olacağı anlamına gelmemektedir; Opr.Dr.Uğur Yılmaz/ Doç.Dr. Cüneyt Konuralp, Prof. / Çocuk Hasatlıkları ve İmminoloji uzmanı Dr. Alişan Yıldaran makaleleri) yanlış tanı sonucu uygulanan ilaç ve tedaviler ile çocuğun zarar görmesi-ölmesi ise günümüzde sık rastlanan bir durumdur, hatta topuk kanı testi sonucu uygulanan tedaviden ölen bir çocuk haberi yakın zamanda basına yansımıştır. (EK-2) , Topuk kanı testi yapılmadığı için hastalığı ilerlemiş, ölmüş vs. bir çocuk ise duyulmamıştır, gösterilen örnekler test yapılmış ve tıbbi tedavisi  (?) yapılmış örneklerdir.

Ancak çocukların bu testler ile yanlış teşhis ve tedavi ile zarar görmesi, ölmesi durumunda hiçbir sorumluluk almayan Sağlık Bakanlığı (il-ilçe sağlık müdürlükleri) büyük bir azim ile ailelere baskı yapmakta (buna ikna adı verilmektedir) yapılan tehditlere boyun eğmeyen aileler ise mahkemelere sevk edilmektedir, (istisnalar hariç) mahkemelerde (adeta gözlerini kapatarak) anne babanın velayetten doğan tıbbi müdahaleyi seçme-ret etme hakkını yok eden bu kararları vermektedir, bu gelişmeler Türk Milletinin geleceği için çok büyük bir tehlikedir.

Yarın bu iş oturduğunda istisnasız (ve ayrıcalıklı olsun olmasın) herkes zarar görecektir, çünkü bu çocuğa uygulanacak test ve tedavileri belirleme yetkisini mutlak bir şekilde, özelleşmiş ve çocuğun hasta olmasında menfaati olan (Global merkezlerce yönetilen) Sağlık Sektörüne devredilmek istenmektedir, bu ise dolaylı olarak nüfusu kontrol yetkisinin dışa devredilmesidir, çünkü test ve tedavi prosedürleri Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmemektedir. Böyle sınırsız bir tıbbi müdahale yetkisi ancak çıkarsız davranan, rüşvet almayan, ihanet etmeyen, korkmayan, yanılmaz, mutlak bilgi ve kudret sahibi bir güce, yani Allah’a ait olabilir.

Topuk kanı vermenin zorunlu olduğu iddiası “Çocuğun üstün menfaati” kuramına dayandırılmaya çalışılmaktadır, ancak burada menfaatlerin çatışması, hakların yarışması kuramları da dikkate alınmalıdır. Kimse çocuğun üstün menfaatinin korunması gerektiği konusunda tereddüt etmemektedir, buradaki asıl tartışma konusu çocuk hakkında son sözü kimin söyleyeceğidir.

Devletin çocuklara yapılacak tıbbi müdahaleler konusunda öncelikli karar hakkına sahip olduğu iddiası Türkiye de çok yeni bir tezdir ve nedense “Sağlıkta Dönüşüm Sürecinin” tamamlanması, Sağlık Sisteminin tamamen özelleşmesi ve Devletin Sağlık Hizmeti vermekten tamamen çekilmesinden sonra (Özellikle SMA hastalığının topuk kanı listesine eklenmesinden sonra) gündeme getirilmiştir. Daha öncesinde kanunda yazılı hallerde dahi tedbir kararı verildiğini gören hukukçu sayısı çok sınırlıdır.

Yetki ancak sorumluluk ile birlikte mevcut olabilir. Çocuğu doğuran, ona gece gündüz bakan, ondan hukuki-sosyal ve mali olarak sorumlu olan anne baba olduğu, ama çocuk hakkında son kararı testler ve çocuk hakkın da hiçbir sorumluluğu üzerine olmayan Devletin (Sağlık Bakanlığını ve onun talebini harfiyen uygulayan mahkemelerin) söyleyebileceği iddia edilmektedir? Bu ancak Ailenin devletin kulu olması halinde mümkündür.

Devlet toplumsal bir sözleşmedir, Devletin amacı kamu hizmetlerinin organize edilmesi, Millete ve onun en küçük birimi olan aileye hizmet etmektir, Devletin aileye çocuk hakkında müdahalesi istisnaidir ve Türk Milletinin gelenek ve taleplerine uygun olmalıdır. Türk Milleti ise velayet hakkının ortadan kaldırılmasını, sudan bir bahane ile sağlıklı çocuklarına el koyulmasını, kobay gibi orasının burasının delinip, kan­/doku örneğinin alınmasını kimseden talep etmemiştir.

4-) Ayrıca bu palyatif ve semptomatik tedavileri içeren hastalıklardan önemli olan 3 tanesine ilişkin (SMA, Kistikfibrosiz. Fenilketönuri) Sağlık Sektörünce önerilen tedavileri Devlet ve SGK tarafından ödenmemektedir. Bu sebeple topuk kanı ile taranan hastalıklar için, özellikle iyileşme vaat etmeyen, (hastalık başlamış ise) ilerlemesini durdurduğu iddia edilen SMA ilacı Zolgensma için (İlacın bir doz fiyatı 2.100.00 Dolar.) aileler kent meydanlarında, sosyal medyada (Valilik izni ile) dilendirilmektedir. Yani Devlet (?) bir yandan bu testleri vermediği için aileleri-lohusa anneleri mahkemelere dikmekte, bu ailelere işkence etmekte, diğer yandan bu testle hasta ilan edilenleri de ilaç parası için dilendirmektedir, bu da milleti için var olan bir devlet olup olmadığını  sorgulanır hale getirmektedir.

Sağlık Bakanlığına bu husus sorulduğunda kısaca “Ailenin tercihi” şeklinde yanıt vermektedir? Bakanlığın ailenin bu tercihine gösterdiği saygı gözleri yaşartmaktadır, ancak ailenin sağlık sektörünce bu ilaca (Zolgensma) mecbur edildiği de herkes tarafından bilinmektedir. Burada samimiyet olmadığı, amacın çocuğun üstün yararı olmadığı açıktır; bu güne kadar (İstisnai durumlar hariç) anne-babaya ait olan tıbbi müdahaleye karar verme yetkisi (Ticarileşmiş-dışa bağımlı) sağlık sektörüne devredilmek istenmekte, amacı belirsiz bir kan-doku örneği toplama faaliyeti yürütülmekte, iyileştirme vaat etmeyen çok pahalı ilaçlara müşteri aranmakta ve Türk Milletinin-SGK’nın parası yurt dışındaki ilaç şirketlerine aktarılmaktadır.

Bu derece şüpheli bir test’i ret ettiği için lohusa anneler (Çocuklarının elinden alınması ile) tehdit edilmekte, mahkeme korkusu ile lohusa kadınların psikolojilerinin bozulup sütten kesilmelerine sebep olunmakta, ailenin huzuru bozulmakta ve Milletin Devlete güveni imha edilmektedir, bu Milletin ve Devletin altının oyulmasıdır. Bu işten asıl zarar görenler ise idare ve mahkeme baskısından korkarak bu testler ile hasta ilan edilen ve yanlış teşhis-tedavi sebebi ile zarar gören çocuklar ve bunların ebeveynleridir. (EK-2)

Bu yapılanların annenin ve çocuğun düşünülmesi ile ilgili olmadığı çok açıktır. Çocuk mahkemelerinin hiçbir delile dayanmayan ve ailenin haberi dahi olmadan verdiği bu kararlar bizce bir mahkeme kararı da değildir, bunlar teknik olarak idari kararlardır, hukuki olarak icrası mümkün olmayan genelgeler-idari emirler sanki ortada bir dava konusu varmış gibi mahkeme önüne götürülmekte ve hâkimlere onaylattırılıp, “mahkeme kararı” etiketi ile aileleri korkutmakta kullanılmakta ve aile topuk kanı vermeye veya güvenmediği bir doktora çocuğunu muayene ettirmeye-(klinik bulgusu olmayan hastalıklar için) tedaviye zorlanmaktadır. Bu derce ağır sonuçları olan bir tedbir kararının İSTİNAF incelemesinden mahrum olması ise hukuka aykırıdır.

 

NETİCE VE TALEP:  1-) Öncelikle istinaf talebimizin reddine ilişkin …….. Çocuk Mahkemesi kararını istinaf etmekteyiz, Kararın kendi incelemesine tabi olup olmadığının değerlendirme yetkisi istinaf mahkemelerine aittir.

                                         2-) Çocuk Mahkemelerinin görevsiz olduğu hususu başta olmak üzere, Sayın Başkanlıkça resen takdir edilen ve daha önce mahkemeye verdiğimiz istinaf dilekçemizde arz ettiğimiz sebepler ile İSTİNAF TALEBİMİZİN KABULÜ İLE KARARIN BOZULMASINI,

                                     3-) Topuk kanı tedbir kararlarının kamu yararı amacı ile verildiği iddia edildiğinden ve “5395 sayılı Kanunun 43/1 maddesinde, “Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının giderleri Devletçe ödenir.” şeklinde düzenleme yapıldığı, harç ve vekâlet ücretinin de yargılama giderlerinden olduğu, (HMK m.323/1-ğ) gerekçesi ile yargılama giderlerinin hazine üzerine bırakılmasını talep etmekteyiz. Tarih:

 

(Anne) ………………………                                                (Baba) …………………..

 

EK; 1- ) İlgili yüksek mahkeme kararları

2- ) https://www.iha.com.tr/mersin-haberleri/ikinci-kez-evlat-acisi-yasamamak-icin-topuk-kani-aldirmayinca-mahkeme-tedbir-karari-verdi-291590295

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.