BURASI MUŞ’TUR
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde;
“Burası Muş’tur, yolu yokuştur/ Giden gelmiyor, acep ne iştir?…”
Her dinlediğimizde üzüldüğümüz Yemen Türküsünde geçen yerin Muş mu, Huş mu olduğu üzerinde tartışmalar günümüzde hâlâ sürmektedir. Yemendeki Huş’u görmüştüm. Şimdi de Muş’tayım.
Muş, sırtını Çavuş Dağına yaslamış sulak ve verimli Muş Ovasına bakan şirin bir kentmiş.
Muş’u uzaktan gördüğümde aklımdan geçenler:
“Bir kent sırtını dağa yaslayıp yönünü ovaya çevirmişse o kentin sırtı yere gelmez. Böyle kentlerden bir kaçı: Bursa, Erzurum, Manisa, Kayseri, Artvin… O kentlere Muş’ u da ekledim.
Arabamı kente doğru sürdüm. En işlek caddesi Atatürk Bulvarı’na (Eski adı İstasyon Caddesi’ymiş) girdim. Bir kenara park ettim. Cumhuriyet ve Bitlis Caddelerini de gezdim. Bursa’da ve birçok kentte de Atatürk ve Cumhuriyet Caddeleri vardır. Bana göre caddelere en yakışan adlardır.
Bir kente gittiğimde orada doğup büyümüş tanıdığım insanlar gelir aklıma. Çocukluğu ve gençliği Muş’ta geçmiş iki yakından tanıdığım var; biri meslektaşım Yaşar Seçkin diğeri iş insanı ve siyasetçi Şahin Sevinç.
Yaşar öğretmenle İhsan Dikmen 4 İlkokulu’nda üç yıl görev yaptık. O, Türk Eğitim-Sen temsilcisi, ben de Eğitim-Sen temsilcisiydim. Arkadaşlar memleketlerimize bakar; “Bu işte bir terslik var.” derlerdi. Öyle de olsa birbirimizi hiç kırmadık.
Torunumu okula yazdırmak için mahalledeki ilkokula gittim. Yaşar Seçkin, müdür yardımcısıymış. Böyle zamanlarda okulda bir tanıdık olması güzeldir. Kayıtta yardımcı oldu. Sorunlar yaşadıkça telefon ettim çözdü sağ olsun.
Şahin Sevinç siyasete AKP’de gençlik kollarında başlamış. Bir süre sonra o partiyi beğenmeyip CHP’ye geçmiş. Tanışmamız o dönemde oldu. CHP’nin aktif belediye meclis üyelerinden biriydi. Milletvekili adayı olduğunda kırmızı bir otobüsü giydirip Bursa’da aylarca dolaştı. Ben de o kırmızı otobüsle birkaç kez dolaşmıştım; gördüklerimi, yaşadıklarımı yazdım. Bursa merkezde Şahinbey Döner adında iki büyük lokantası vardır. Öykü kitabıma onun anlattığı çocukluk anısını yazarak adını da Kırmızı Pantolon koymuştum.
Bir söylentiye göre Muş ismi, İbranice “sulak ve otlak” anlamına gelen “Muşa” sözcüğünden türetilmiştir. Muş, ülkemizin en büyük ovalarından birine de ev sahipliği yapmaktadır. Tarım ve hayvancılık ilin temel geçim kaynaklarıdır.
Tarihi yerlerinden Murat Köprüsü’nü, Ulu Camii ve Yıldız Han’ı gezdim. Muş il merkezine 12 km uzaklıkta Murat Nehri üzerine kurulu tarihi Murat Köprüsü 5 m genişlikte 143 m uzunluktaymış. Köprüyü gezerken yöre halkı tarafından söylenen efsane aklıma geldi. Köprüyü Ermeni zengin bir kız yaptırmış ve yapımı sırasında köprüyü görmeye gittiğinde köprüde çalışan bir ustanın oturduğu yerde sürekli bir kibrit yaktığını görüp sinirlenmiş. Ustanın kıza ” çok cimrisin ” demesi üzerine Ermeni kız “Cimri olmadığımı kanıtlamak için köprünün ayağına bir küp altın gömeceğim” demiş.
Bu efsane üzerine gömülen altını bulmak için köprü tahrip edilmiş ve hatta orta ayakları patlayıcı kullanılarak yıkılmış. Sonrasında yapılan yenileme çalışmaları ve güvenlik önlemleri ile köprü eski günlerine geri dönmüş.
Atatürk Caddesinde gezerken zaman algım bulanıklaştı ve hayalimde karşıma Yaşar ve Şahin Beylerin çocuklukları çıktı. Yaşar bey lisede okuyor. Babası iyi okuyan, başarılı oğluna güzel giysiler almış.
“Ahmet abi memleketime hoş geldin. Gel sana bir yemek yedireyim” dedi.
“Sen öğrencisin asıl ben sana yemek ısmarlayayım. En sevdiğin Muş yemeği nedir?”
“Hez Dolması.”
“O zaman Hez Dolması yiyelim.” Yedik ve çok beğendim.
Akşama doğru Şahin Bey’in çocukluğu ile karşılaştım. Vitrinde görüp alamadığı kırmızı kot pantolonu almak için babasının tek atını almış evlerinin önündeki arsada çocukları para karşılığı bindiriyordu. Beni görünce:
“Kıymetli hocam hoş geldin. Pantolon için biraz para biriktirmiştim onunla sana buranın ünlü köftesi olan Hafta Direği ısmarlayayım” dedi.
“Sen gariban bir çocuksun. At bindirerek topladığın para sende kalsın. Önce öğretmenine söyleyemediğin bayramlık kırmızı pantolonu alayım. Üzerinde de Muş köftesi, Hafta Direği yedireyim.” Kırmızı pantolonun satıldığı mağazaya gittik. Pantolonu aldım. Bağrına bastı koşarak evlerine doğru gitti.
Bu güzel kentin belleğimde yer eden duygusal sahnelerini, yine buranın ruhunu yansıtan manileriyle bitireyim:
Dağları dağlasınlar / Men ölem ağlasınlar / Yârimin mendilinan / Çenemi bağlasınlar.
Men babamın gızıdım / Sandıktaki bezidım / Ele kaldırdı attı / Sanki elin gızıdım.
Bingöle yar Bingöle / Sular akar Bingöle / Yar soyunmuş yıkanır / Oğlan sende gir gole.
Odede hasırım var / Tarlede mısırım var / İtin köpeğin kızi / Menim ne kusurum var.

