Dolar 46,4438
Euro 53,3030
Altın 6.205,50
BİST 14.734,50
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 24 °C
Hafif Yağmurlu

Bir Günün Ötesinde: Babalığın Toplumsal Hikâyesi

21.06.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Dr Dilek Baran makalesinde;

Her yıl haziran ayının üçüncü pazar günü milyonlarca insan babalarını kutluyor. Sosyal medya mesajlarla doluyor, hediyeler alınıyor, fotoğraflar paylaşılıyor. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir soru var:
Babalar Günü aslında neyi kutluyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca bir aile büyüğüne duyulan sevgiyle sınırlı değildir. Çünkü babalık, tarih boyunca değişen toplumların, ekonomilerin, siyasal yapıların ve kültürel değerlerin içinde yeniden şekillenen bir kurumdur.
Babalar Günü’nün ortaya çıkışı 20. yüzyılın başlarına dayanır. İlk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde, anneler gününe benzer şekilde babaların da emeklerinin görünür kılınması amacıyla gündeme gelmiştir. Ancak tarihsel süreç incelendiğinde, bu günün yalnızca bireysel bir teşekkürden ibaret olmadığı görülür. Sanayi toplumlarının gelişmesiyle birlikte aile yapılarında meydana gelen değişimler, babalığın toplumsal anlamını da dönüştürmüştür.
Geleneksel toplumlarda baba daha çok otoriteyi, koruyuculuğu ve ekonomik sorumluluğu temsil ederdi. Modern toplumlarda ise bu role duygusal katılım, rehberlik ve psikolojik destek gibi yeni boyutlar eklenmiştir. Bugün birçok çocuk için iyi baba olmak, yalnızca eve ekmek getirmek değil; aynı zamanda dinlemek, anlamak ve duygusal olarak yanında bulunabilmektir.
Sosyolog Émile Durkheim’ın işaret ettiği gibi toplumlar yalnızca yasalarla değil, görünmez dayanışma bağlarıyla da ayakta kalır (Durkheim, 1893/2014). Aile ise bu bağların üretildiği ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı ilk toplumsal kurumdur. Bu açıdan bakıldığında babalık, yalnızca biyolojik bir durum değil; toplumsal değerlerin aktarılmasında önemli bir köprüdür.
Psikolog John Bowlby’nin bağlanma kuramı, çocukların güvenli ilişkiler yoluyla kimlik geliştirdiğini ortaya koymuştur. Günümüzde yapılan çalışmalar, babaların da bu süreçte en az anneler kadar önemli bir rol oynadığını göstermektedir (Bowlby, 1969). Çocuğun öz güveni, sosyal uyumu ve dünyaya duyduğu temel güven duygusu, kurduğu ilişkilerden bağımsız düşünülemez.
Ancak burada dikkat çekici bir çelişki ortaya çıkar.
Modern dünyada insanlar bir yandan aile bağlarının öneminden söz ederken, diğer yandan çalışma hayatı giderek daha fazla zamanı tüketmektedir. Birçok baba çocukları için çalışırken, çocuklarıyla geçireceği zamandan uzaklaşmaktadır. Böylece ekonomik sorumluluk ile duygusal sorumluluk arasında görünmez bir gerilim oluşmaktadır.
Belki de Babalar Günü’nün en düşündürücü tarafı tam olarak budur.
Kutladığımız şey bir insan mı, yoksa bir rol mü?
Toplumlar belirli görevleri sürdürmek için bazı kimlikler üretir. Baba, anne, öğretmen, vatandaş ve çalışan gibi kavramlar zamanla yalnızca bireyleri değil, beklentileri de tanımlar hale gelir. İnsan bazen kendi kimliğini yaşamak yerine kendisinden beklenen rolü oynamaya başlar.
Özgürlüğü merkeze alan düşünürler, insanın yalnızca kurumsal roller üzerinden tanımlanmasına eleştirel yaklaşırlar. Çünkü her birey, kendisine biçilen kalıpların ötesinde benzersiz bir varoluşa sahiptir. Bu bakış açısından değerlendirildiğinde iyi babalık, belirli kuralları eksiksiz uygulamak değil; çocukla sahici ve güvene dayalı bir ilişki kurabilmektir (Fromm, 1941/2017).
Öte yandan günümüz tüketim kültürü de bu özel günleri ekonomik bir değere dönüştürmektedir. Hediyeler, kampanyalar ve reklamlar bazen duyguların önüne geçebilmektedir. Oysa bir çocuğun hafızasında kalan şey çoğu zaman pahalı bir armağan değil; birlikte geçirilen zamandır.
Çünkü insanlar nesneleri değil, deneyimleri hatırlar.
Psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına göre insanlar yalnızca söylenenlerden değil, gözlemledikleri davranışlardan da öğrenirler (Bandura, 1977). Bu nedenle babalık, nasihat vermekten çok örnek olma sanatıdır. Dürüstlük anlatılarak değil yaşanarak; adalet öğretilerek değil uygulanarak aktarılır.
Belki de bu yüzden bir toplumun geleceğini anlamak için yalnızca ekonomik göstergelere bakmak yeterli değildir. Çocukların büyürken hangi ilişkileri deneyimlediğine de bakmak gerekir.
Çünkü güçlü toplumlar önce güçlü bağlar kurar.
Babalar Günü’nü yalnızca bir kutlama günü olarak görmek eksik kalabilir. Bu gün, aynı zamanda aileyi, otoriteyi, sevgiyi, sorumluluğu, özgürlüğü ve insan ilişkilerini yeniden düşünme fırsatıdır.
Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Çocuklarımız bizi söylediklerimizle mi hatırlayacak, yoksa onlarla kurduğumuz bağlarla mı?
Tarih boyunca değişen tüm sistemlerin, ideolojilerin ve kurumların ötesinde kalıcı olan şey belki de budur.
Bugün belki de babalığı yalnızca bir aile rolü olarak değil; sevginin, sorumluluğun, emeğin ve kuşaklar arasında kurulan görünmez bağların bir parçası olarak yeniden düşünmek gerekir.
Çocuklarının hayatına güven, umut ve değer katabilen; varlığıyla yol gösteren, sevgisiyle güç veren tüm babaların ve yüreğinde babalık sorumluluğunu taşıyan herkesin Babalar Günü’nü kutluyorum.
Çünkü bazı insanlar yalnızca çocuk büyütmez; aynı zamanda geleceği de şekillendirir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.