Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Araştırmacı Yazar Dr. Dilek Baran’ın Kaleminden
Ağrı’da yaşanan öğretmen intiharı, yalnızca bir eğitimcinin kaybı değildi.
O olay, yıllardır eğitim kurumlarında konuşulan ancak çoğu zaman görünmez kalan bir sorunu yeniden ülke gündemine taşıdı:
Mobbing.
Psikolojik baskı.
Kurumsal sessizlik.
Ve duyulmayan çığlıklar…
Aradan zaman geçse de o acı hâlâ toplumun hafızasındadır.
Çünkü herkes aynı soruyu sormaktadır:
Bir insan bu noktaya nasıl gelir?
Daha da önemlisi…
O noktaya gelmeden önce onu duyan, gören ve önlem alan neden olmaz?
Bugün İzmir’de, özellikle Menemen ilçesindeki bazı eğitim kurumları hakkında çeşitli mobbing iddiaları konuşulmaktadır.
Bu iddiaların CİMER’e, ilgili kamu kurumlarına ve çeşitli resmi makamlara iletildiği ifade edilmektedir.
Eğer ortada bu kadar ciddi iddialar varsa, toplum adına sorulması gereken bazı sorular bulunmaktadır.
Bu başvurular hangi aşamadadır?
İnceleme başlatılmış mıdır?
İddialar araştırılmış mıdır?
Eğitim çalışanlarının psikolojik güvenliği için hangi tedbirler alınmıştır?
Yoksa yine her şey sessizliğin içinde kaybolup gitmekte midir?
Ünlü düşünür Hannah Arendt’in dikkat çekici bir sözü vardır:
“En büyük kötülüklerin bir kısmı, kötülük yapanlardan değil; sessiz kalanlardan doğar.”
Bugün eğitim camiasında birçok kişinin üzerinde durduğu konu tam da budur.
Çünkü mesele yalnızca birkaç kişinin yaşadığı iddia edilen sorunlar değildir.
Mesele, eğitim kurumlarında oluşan iklimdir.
Öğretmenin kendisini güvende hissedip hissetmediğidir.
Fikrini özgürce ifade edip edemediğidir.
Mesleki itibarının korunup korunmadığıdır.
Bir eğitim kurumu ancak öğretmeninin huzuru kadar güçlüdür.
Bir okul ancak çalışanlarının adalet duygusu kadar sağlıklıdır.
Ünlü sosyolog Max Weber’in yıllar önce yaptığı uyarı bugün de geçerliliğini korumaktadır:
“Devleti güçlü yapan şey, kuralların kişilere göre değil, ilkelere göre işlemesidir.”
Bu nedenle kamuoyunun beklentisi son derece nettir:
Şeffaflık.
Tarafsız inceleme.
Liyakat.
Ve iddiaların üzerinin örtülmesi değil, açıklığa kavuşturulması.
Çünkü hiçbir eğitim çalışanı kendisini yalnız hissetmemelidir.
Hiçbir öğretmen psikolojik baskı altında görev yapmak zorunda bırakılmamalıdır.
Ve hiçbir kurum, sorunları konuşanları değil; sorunların kendisini araştırmaktan kaçınmamalıdır.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
İddialar gerçekten asılsızsa neden kapsamlı ve şeffaf bir incelemeyle kamuoyu rahatlatılmamaktadır?
Eğer ortada bir sorun varsa neden gerekli adımlar gecikmektedir?
Çünkü toplum artık yalnızca cevap beklememektedir.
Toplum güven duymak istemektedir.
Ve eğitim gibi kutsal bir alanda güvenin temeli; sessizlik değil, şeffaflıktır.