Dolar 46,6255
Euro 53,1127
Altın 6.130,13
BİST 14.274,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 32 °C
Az Bulutlu

DİRENENLER VE VAZGEÇENLER

12.05.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Kimi insanlar bir ağacı savunurken aslında bir ülkenin geleceğini savunurlar. Bir dereyi korurken yalnızca suyu değil, yaşam hakkını da korurlar. Bir zeytinliğe sahip çıkarken yalnızca toprağı değil, belleği, emeği, kültürü ve insan onurunu da savunurlar.

Esra IŞIK gibi insanlar böyledir. Toprağın, suyun, havanın bekçisi olurlar. Çünkü bilirler ki doğa yalnızca üzerinde yaşadığımız bir alan değil, bize emanet edilmiş ortak yurttur.

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de doğa ile sermaye arasındaki kavga büyüyor. Dağların delinmesi “kalkınma”, ormanların kesilmesi “yatırım”, kıyıların talanı “turizm”, zeytinliklerin yok edilmesi “ekonomik gereklilik” diye sunuluyor. Oysa doğanın kaybı yalnızca çevresel bir sorun değildir; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve ahlaki bir sorundur. Çünkü doğayı savunmak halkın yaşam hakkını savunmaktır.

Bir ülkede nehirler kirleniyorsa yalnızca su kirlenmez; hukuk da kirlenir. Ormanlar yanarken yalnızca ağaçlar kül olmaz; vicdanlar da sınanır. Toprağın sesi susturulurken halkın sesi de kısılır. Bu yüzden çevre mücadelesi aynı zamanda demokrasi mücadelesidir. Çünkü doğayı korumak isteyen insanların karşısına çoğu zaman yalnız şirketler değil, baskı düzeni de çıkar.

Esra IŞIK gibi insanlar tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü onlar yalnızca “itiraz eden” kişiler değildir. Onlar toplumun unuttuğu değerleri anımsatan vicdan nöbetçileridir. Bugün birçok insan korkudan, çıkar hesabından ya da makam beklentisinden susarken; bazıları hâlâ bir ağacın gölgesini, bir derenin sesini, bir çocuğun temiz hava hakkını savunabiliyorsa, toplum bütünüyle çürümemiş demektir.

Öte yanda ise ilkelerini çıkarlarına göre değiştirenler vardır. Dün savunduğunu bugün inkâr edenler… Güç kimdeyse onun yanında duranlar… Doğayı korumaktan söz edip ilk imzayı talan projelerine atanlar… Halkçılık deyip halkın yaşam alanlarını şirketlere teslim edenler… İşte toplumsal çürüme biraz da burada başlıyor. Çünkü insanın düşüncesini değiştirmesi başka şeydir; düşüncesini çıkar uğruna satması başka şey.

Siyasal tarih, direnenlerle vazgeçenlerin mücadelesidir aslında. Bir tarafta bedel ödemeyi göze alanlar vardır; diğer tarafta koltuğunu korumayı seçenler. Bir tarafta geleceği düşünenler; öte tarafta günü kurtarmaya çalışanlar. Ve çoğu zaman tarih, ilk başta güçlü görünenleri değil, inatla direnenleri haklı çıkarır.

Bugün çocuklara bırakacağımız en büyük miras yalnızca yollar, binalar, köprüler değildir. Temiz su, nefes alınabilir hava, korunmuş ormanlar ve vicdanlı bir toplumdur asıl miras. Çünkü doğasını yitiren toplum, zamanla insanlığını da yiririr.

Bu yüzden bir zeytin ağacını savunan insan küçümsenemez. Çünkü o insan yalnızca ağacı değil, yaşamı savunuyordur. Ve yaşamdan yana olanlar, er ya da geç tarihin doğru tarafında yer alırlar.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.