Dolar 46,9929
Euro 53,6680
Altın 6.225,55
BİST 14.321,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27 °C
Parçalı Bulutlu

BİR ÖĞRETMEN,  BİR ANNE VE YİTİRİLEN GENÇLİK

03.03.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Yaşanan bu acı olay, yalnızca bir adli olay değildir; toplumun aynaya bakmasını gerektiren ağır bir kırılmadır. Henüz 17 yaşında bir öğrencinin iki öğretmenini ve bir çocuğu bıçaklaması; öğretmenlerden birinin, 44 yaşındaki Fatma Nur’un yaşamını yitirmesi, diğerinin ise yaşam savaşı vermesi… Bu tablo karşısında sözcükler yetersiz kalıyor.

Bir zamanlar öğretmenini görünce ayağa kalkan, saygıyı bir erdem olarak öğrenen kuşaklardan; öfkesini bıçakla ifade eden bir kuşağa nasıl geldik?

Bu soruyu yalnızca bir çocuğa, yalnızca bir aileye ya da yalnızca bir okula yöneltemeyiz. Çünkü bu olay, bireysel bir sapmanın ötesinde, toplumsal bir çözülmenin işaretidir.

Son yıllarda şiddet, gündelik yaşamın  sıradan bir öğrsi  durumuna geldi. Televizyonda, sosyal medyada, sokakta… Dili sertleşen bir toplumda davranışlar da sertleşiyor. Sorunları konuşarak çözme kültürü zayıfladıkça, kaba güç bir “çözüm” gibi sunuluyor.
Gençler; öfkeyi yönetmeyi, düş  kırıklığıyla baş etmeyi, sınır koymayı nerede öğreniyor? Ailede mi? Okulda mı? Dijital dünyada mı?

Çoğu kez parçalanmış, ilgisiz ya da ekonomik baskı altında ezilen aile yapıları; kalabalık sınıflar ve ağır iş yükü altında ezilen öğretmenler; rehberlik hizmetleri yetersiz okullar… Bu tablo içinde bir çocuğun ruhsal çöküşünü kim fark ediyor?

Öğretmen artık yalnızca ders anlatan kişi değil; psikolog, sosyal hizmet uzmanı, arabulucu, kriz yöneticisi… Ama yetkisi sınırlı, koruması zayıf.
Öğretmenler canları ceplerinde derslere giriyor. Bu abartı değil, bir gerçeğin ifadesi. Eğitim kurumları bilgi yuvası olmaktan çıkıp güvenlik tartışmalarının odağına dönüşüyorsa, burada ciddi bir yapısal sorun var demektir.

Okullarda etkin psikososyal destek uygulamaları  neden yeterince işlemiyor? Erken uyarı sistemleri neden çalışmıyor? Bir öğrencinin şiddet eğilimi, ruhsal çöküntüsü ya da tehlikeli davranış sinyalleri neden zamanında saptanamıyor?

Fatma Nur ÇELİK , 44 yaşında bir kadın. Bir öğretmen. 5. sınıfa giden bir çocuğun annesi… Onun ölümü yalnızca bir istatistik değil; yarım kalan bir yaşam, eksilen bir aile, annesiz büyüyecek bir çocuk demek.

Ama aynı zamanda 17 yaşında bir genci de yitirdik. O artık bir “fail” olarak anılacak; yaşamının  en üretken yıllarını demir parmaklıklar ardında geçirecek. Toplum, bir gencini daha kazanamadan yitirdi.

Kime yanalım?
Öğrencisi tarafından öldürülen öğretmene mi? Genç yaşta yaşamı sönen anneye mi?
Yoksa öğrenim çağında katil olan çocuğa mı?
Aslında tümüne yanmak gerekir.

Çözüm Nerede? Şiddeti yalnızca güvenlik kameralarıyla, kapı dedektörleriyle, polisle önleyemeyiz. Elbette okul güvenliği artırılmalı; risk analizleri yapılmalı; rehber öğretmen sayısı artırılmalı; kriz yönetim ekipleri oluşturulmalı. Ama asıl sorun , kültürel ve zihinsel dönüşümdür.

Çocuklara küçük yaşlardan itibaren duygu eğitimi verilmeli. Öfke kontrolü, empati, çatışma çözme becerileri müfredatın asli parçası olmalı. Aileler bilinçlendirilmeli. Öğretmenlerin saygınlığı  ve hukuki güvencesi güçlendirilmeli. Şiddete karşı sıfır hoşgörü  ilkesi yalnızca slogan olmaktan çıkarılmalı.
Okullar korku yerleri değil, güvenli liman olmalı.

Bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesi, bir toplum için alarm zillerinin çaldığı andır. Bu olay sadece bir haber olarak tüketilirse, yarın daha ağır bedeller öderiz.
Eğer çocuklarımızı yitirmek  istemiyorsak; öğretmenlerimizin yalnız kalmasını istemiyorsak; okulların şiddet yuvasına dönüşmesini istemiyorsak…

Artık gerçekten sormalıyız:
Biz nerede yanlış yaptık?
Ve daha önemlisi, bundan sonra ne yapacağız? Bu soruların yanıtını Milli Eğitim Bakanından bekliyoruz.

Unutmayalım: Öğretmenini koruyamayan bir toplum, çocukları da koruyamaz, geleceğini de.

Zeki BAŞTÜRK

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.