Dolar 46,9929
Euro 53,6680
Altın 6.225,55
BİST 14.321,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27 °C
Parçalı Bulutlu

ŞAİRLER ÖLÜR  MÜ?

30.08.2025
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu Köşe Yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Gençliğimde, okul sıralarında okuduğum kitapları yeniden okumayı severim. Bir başka gözle okurum onları. Kaçırdığım pek çok ayrıntıyı yakalarım. Sanki ilk kez okuyormuşum duygusuna kapılırım.

Kitaplığımı karıştırırken Oktay Akbal’ın ” Şair Dostlarım” adlı kitabına takıldı gözüm. Şairler olunca işin içinde dikkatimi çekti. Sayfaları çevirirken çok dikkatli okuduğumu gördüm. Tümcelerin altını çizmişim,  sayfa kenarlarına notlar düşmüşüm. Ama yine de ilk kez okuyor gibi yeniden okudum.

Altmış yıl kadar önce basılmış kitapta Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Ziya Osman Saba,  Orhan Veli Kanık, Cahit Külebi,  Özdemir Asaf, Atilla İlhan, Necati Cumalı gibi pek çok şaire ilişkin anılar, gözlemler, yorumlar var. İlginç kişiliklerini öğrenme olanağı buldum. Dönemlerine damga vurmuş şairler.

Bugün neredeyse hiçbiri yaşamıyor bu şairlerin. Çoktan sonsuzluğa göçmüşler. Bir soru takıldı usuma. Gerçekten bu şairler yaşamıyor mu? Şairler de ölür mü?

Ölüm, insanın en eski gerçeği. Doğan her canlının bir gün yok olacağına ilişkin kesinlik, yaşamın en acımasız yasasıdır. Fakat iş şairlere gelince bu kural sarsılır, hatta geçerliliğini yitirir. Çünkü şair, yalnızca yaşayan bir beden değil; sözcükleriyle topluma ve insana ayna tutan bir bellektir.

Şairin ölümü, bedensel bir kayboluştur. Ama toplumun belleğinde ve insanlığın ortak vicdanında yaşamayı sürdürür. Bir halkın acısını, umudunu, isyanını dile getiren şair; halk sustuğunda bile onun yerine konuşan sestir. Bu nedenle şairler, bireysel ölümlerini toplumsal ölümsüzlükle aşarlar. Nâzım’ın “en güzel deniz”i hâlâ uzakta, Cemal Süreya’nın dizeleri hâlâ dudaklarda, Karacaoğlan’ın türküsü hâlâ dağlarda yankılanıyorsa, bu ölümsüzlüğün kanıtıdır.

Felsefi açıdan bakıldığında şair, varlığın sınırlarını aşan bir varoluş biçimidir. O, yalnız kendi yaşamını değil, insanlığın ortak duygularını dile getirir. Böyle olunca da zamanın ve mekânın zincirlerini kırar. Heidegger’in dediği gibi, “Şiir, varlığın evidir.” Şair de o evin ustasıdır. Ev yıkılsa bile ustanın izi kalır.

Toplumsal boyutta ise şairin ölümü, aslında halkın susmasıyla olasıdır. Halk onu okuduğu, dinlediği, yaşattığı sürece şair yaşamaktadır. Bir şairi yaşatan, salt kitap rafları değil; sokaktaki insanın onun dizeleriyle avunması , alanlarda onun sözleriyle haykırmasıdır.

O halde şairler ölmez. Ölüm onların yalnızca bedenini alır. Ama dizeleri, belleğimizde yankılanan sesleri ve bize kattıkları anlam, kuşaktan kuşağa yaşamaya devam eder. Şairler, ölümsüzlüğün en yalın, en şiirsel biçimidir.

Yazımı, Faruk Nafiz Çamlıbel ‘in dizeleriyle sonlandirayim.
” Varsın,  ömrünce azâbın kolu seni sarsın,
Şair, sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın. “

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.