Ali Yazır yazdı; Dilden anlayana sözünü, halden anlayana gönlünü emanet et
Köşe yazarımız Ali Yazır makalesinde; Şeytanın görevini üstlenen insanların çok olduğu bir devirdeyiz. Lağım çukurundan farksız diller, kendinden başkasını düşünemeyen taşlaşmış kalpler; evde, sokakta, okulda, hatta camide. Velhasılı her yerde yüz yüzeyiz… Bilemiyorlar ki ağlatanın yüzü gülmez, herkes yaşattığını yaşamadan ölmez çünkü ne ekersen onu biçersin. Aman ha; yakışıklı bedenlere hapsolmuş bu ruhlar benden uzak dursun.
Eğer ki sen, bir kimsenin senden daha fazla mutlu olmasını istiyorsan sen iyi bir insansındır derdi bizim büyüklerimiz. Ama bu yaşımıza geldik, bir çok arkadaş bildiklerimiz, onlardan daha iyi olmamızı istemediğine şahit olduk. Çıkar ve menfaat beklentisini elimizin tersiyle itip gözlerimi sonsuzluğa, güzelliklere, hakikate ve iyiliğe çevirerek hayatı yaşamak için isteğimiz özellikte birini bulduysak kalbimizi açtık bırakmadık arkadaşlığımızı yıllar boyu.
İnsan insanın şifası olmuyorsa o insanın yanında durmamayı öğretiyor yaşananlar. Endişe ve kaygıdan arınmış bir hayat. Çevresine ışık saçan parlak bir zihin. Maskelerden arınmış yüzler. sımsıcak ve iç ısıtan kahkahalar. Çatışmayan kaşlar. Dengini bulmuş sakin bir kalp
Hayatta sevgi sevgiyi, bencillik bencilliği, iyilik iyiliği, cömertlik cömertlik çeker. Asık suratlı bir insanın işleri ters. Nankör insan hiç bir zaman mutlu olamaz. Cimrilik yapanın hayatında bereket olmaz. Çünkü; Buğday ektiğin yerden arpa hasat edemezsin.
Herkesin soruları, sorularının cevapları o nedenle farklı olsa gerek.
Demekki, “Düşünürken bilge insanlarla, konuşurken halkla ol” diye boşuna dememiş Berkeley.
Sufiler insanın mutluluğu bulmanın; Kül, yanandan arta kalandır, küllerinden doğmak için önce kül olmak yani yanma olduğunu haykırmışlar. Hatta, Cenneti hak edenler, dünyayı cennet eyleyenlerdir. Dürüstlük ve merhamet elbisesiyle yaşamak en güzel korunmadır. diye reçeteyi de yazmışlar…
Gerçekten de bu kısacık ömür geçirdiğimiz dünyanın gürültüsünde, hırsların, kinlerin, acelelerin ortasında, sessizce, kimseye zarar vermeden yürüyebilmek çok büyük erdem. Gözümüzü yükseklere dikmeden ama başımızı da eğmeden, kimsenin hakkını çiğnemeden, kendi onurumuzdan da ödün vermeden yaşamak. Ağzımızda sadece bir tebessüm ve şükreden bir dua bırakmak. işte asıl güzellik bu olsa gerek. Onurlu hayatı seçenlerin yolu, çoğu kez sessiz olurmuş ama en çok da onların izleri kalırmış bu fani dünyada…
Dünyanın değişmeyen yöntemlerini, zorluklarını, bitmeyen meşakkatlerini, sevinçlerini ve bitmek bilmeyen felsefi şaşkınlıklarından bile lezzet almak için herşeyi kendimce iyi bir mizah anlayışı ile inceleyerek hayata devam etmek, hayatımdaki tüm renklerini seviyorum demek. Son yılların beni ben yapan değişimlerim oldu. Dilden anlayana sözünü, halden anlayana gönlünü emanet eden dostlarım, geceniz size huzur getirsin.